Istanbul - Eski İstanbul - Tarihi
   
þehir rehberi
 
kültür-sanat
Konserler
Etkinlikler
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Kurslar
yeme-içme
Gözde Mekanlar
Kahvaltý-Brunch
Balýk Mekanlarý
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
Yemek Tarifleri
gezi
Boðaz Tekne Turlarý
Yakýn Ýstanbul
Semtler
Eski Ýstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor
Yüzme Havuzlarý
Yaz Okullarý
Boðaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Murat Makar
Yüksek Sadakat
Ayþenur Yazýcý
Hüseyin Köroðlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Mehmet Ali
Bulutsuzluk Özlemi
Ceyhun Yýlmaz
Yusuf Ahmet Kulca
Baþaran Ulusoy
Mario Levi
Sunay Akýn
Tüm liste...
alýþveriþ
Alýþveriþ Merkezleri
 Latin İstilasının Yeni İnsan Tipi
Bunların bir cevabı olarak Batı’dan yola çıkan ve Kudüs yerine Bizans başkentini kirli bir deniz gibi 60 yıl süreyle kaplayan Latin istilası ve hegamonyası şehir hayatına, yepyeni diyebileceğimiz insan tipini ekledi.

Bunlar, Bizans’ın uzun yüzyıllar boyunca, yani hiç değilse, bin yıla yakın zaman, önce Balkanlar’da kılıç-kılıca çarpışarak, sonra başkent önüne hendekler kazarak ve surlar, duvarlar yükselterek, icat ettiği çeşitli silahlarla yukardan kızgın yağlar ve ateşler dökerek durdurmaya çalıştığı ve gerçekten de başkent içine sokmamayı başarabildiği Vandallar, yağmacılar, soyguncular kalabalığındandılar.

Bu kez Rusya steplerinden, kuzeyden ve Balkanlar’dan değil, onlara göre “medenî sayılan Batı diyarlarından, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan geliyorlardı. Ama kılıkları korkunçtu, niyetleri kötüydü. Doğu’da birikmiş olan zenginlikleri yağmalamaya yönelik, kötü kıyafetli, çok içki içen, korkunç görünüşlü insanlar, Bizans başkentindeki kilise ve manastırlarındaki, saraylarında ve evlerindeki, altın ve gümüş eşyayı yağmaladılar, anıtların ve sütunların bronz plaklarını söküp erittiler, şehri yarım yüzyıldan fazla zaman harabeye çevirdikten sonra, Bizans’ın bir karşı saldırısıyla yenilip kaçtılar. Onlar bu şehirli değildi. Ama uzunca bir süre egemendiler.

Latin işgalinden sonra, başkentinin yönetimini tekrar ele geçiren Bizanslı da, artık eski görkemli dönemin insanı olamadı. Her şeyden önce, yoksullaşmıştı. Uzak vilayetlerden eski gelirleri gelmiyor, harabeye dönen şehirlerini tekrar imar edecek gücü bulamıyorlardı.

Ekonomik fakirlik, zihinsel yoksulluğu da getirmişti. Skolastik düşünce, eski bereketli zihin ürünlerini engelliyor, dinin kısır ve dar yorumlarına saplanan düşünce odakları, ait oldukları Batı ile bütünleşmeyi bile yasaklayarak, açmazlar içinde yaşıyorlardı. Bu dönemlerin şehir insanı yoksul, umutsuz, geleceğe karamsarlıkla bakan ve çevresini kuşatan yeni ve taze bir gücün, yani Osmanlı’nın tehdidi altında hayatlarını sürüyen bir avuç canlılardır.

Saraydaki altın kapıların yerini bakır edevatın aldığı bir yaşam ve buna uygun insan tipi, sönen bir güneş gibi, son dönemlerini yaşamaktadır.


Grek medeniyeti ve BİZANSLILAR
1453’ten sonrasının İSTANBULLUSU