Sunay Akın

Sunay Akın
İstanbul'da yaşamak, İstanbul'la konuşmak gibi...

Ben İstanbul'la konuşuyorum, İstanbul bana bütün sırlarını anlatıyor.

Kız Kulesi İstanbul'un uyur gezer kızıydı.
O düşlerden uyandı; uyandırıldı.
Oraya gitmenin, orada mönülerden yemek seçip salt yemek yemenin, arkadaşlarla buluşmanın hiçbir anlamı ve güzelliği yok...

Güneş batmış, hava tam kararmamış, ilk vapur ışığını yakmış, kentin ilk ışıkları yanmış!
İster Sarayburnu'ndan bakın, ister Karaköy'den, ister Salacak'tan, ister Kadıköy'den İstanbul çok güzel!..

İstanbul bilfiil satranç oyunu; taşlar durmadan hareket etmiş, yerleri değişmiş!..

________________________________________________________________

En anlamlı yıl: 1962

Geride bıraktığımız yüzyılın en anlamlı yılında, 1962'de dünyaya gözlerimi açtım. Bu yıl çok anlamlıdır. Çünkü yalnızca 62'den tavşan yapılır. Doğduğum yılı çok seviyorum ama doğumgünümü 1980 yılından beri kutlamıyorum. Nedeni mi? Çünkü 12 Eylül doğumluyum.

Geçmişteki İstanbul'u arıyorum...

Yedi yaşındayken İstanbul'a ailece gezmeye gelmiştik. O yaz tatilinde babam bol bol fotoğrafımızı çekmişti. Sonra Trabzon'a geri döndük. Annem fotoğrafları bir albümde toplayarak, yalnızca misafir geldiğinde açılan salondaki sehpanın üstüne koymuştu.

Ne zaman bir misafir gelse albümü eline tutuştururdu. Hemen hemen her fotoda ben vardım. Benim şiirlerimde, yazılarımda yaptığım da o fotoğraf albümündeki kareleri harekete geçirmek... İstanbul'la bütün hesaplaşmam bitti aslında. Ama İstanbul bilfiil satranç oyunu; taşlar durmadan hareket etmiş, yerleri değişmiş, daha önce bu satranç oyununda yapılan hamlelerin ne olduğunu öğrenmek adına, geçmişe dönük çalışmalarım var. Bugünkü İstanbul'la hesaplaşmam yok ama geçmişteki İstanbul'da ortaya çıkaracağım daha pek çok hamleler var. Bunları yazıyorum, bunların peşindeyim.

Örneğin, şu anda çıkacak olan yeni kitabımın adı "İstanbul'da Bir Zürafa." Bu kitap İstanbul'daki hayvan tarihini ele alıyor ve İstanbul'lu hayvan üzerine kurulan ilk kitap olma özelliğini taşıyor.

Yazılı ilk aşk şiiri İstanbul'da...

1951 yılında Amerikalı sümorolog Samuel Noa Kramer İstanbul'a gelir ve arkeoloji müzesinde Sümer tabletleri üzerinde çalışmaya başlar. Tabii yazının ilk örnekleri Sümer tabletleridir. Bu Sümer tabletlerini Avrupa'daki diğer müzelerde ben görüyorum, Anadolu'dan, Mezopotamya'dan kaçırılmış, orada sergileniyor, çok önem veriliyor.

Çünkü uygarlığın kökeni yazı! Ve ilk örnekleri tabii ki Sümer'den, 5000 yıl öncesinden yazı örnekleri; ama bizde gelişi güzel sergileniyor bunlar. İşte Kramer bir tableti eline alıyor, bu tablet krala yazılmış bir aşk şiiri. Ozan da bir kadın. Ve o tablet şu anda arkeolojinin tespit edip, sümerolojinin ortaya çıkardığı yazılı ilk aşk şiiri... Bu yazılı ilk aşk şiiri yaklaşık 50 yıldır İstanbul'da.

Eğer o tablet çalınsaydı, Paris'e Louvre Müzesine götürülseydi, Fransızlar dünyayı ayağa kaldırırdı. Dünya Sevgililer Günü falan, 14 Şubat mı neydi, kıyameti koparırlardı. Ama kültür politikasının eksik olduğu toplumlarda, ekonomi yok olmaya açık ve net mahkumdur. Çünkü turizm politikası ekonomi politikasını belirler.

Yazılı ilk aşk şiiri İstanbul'da, Kız Kulesi'ni bugün bir kafeterya satış merkezi yapmak yerine, bir müze, sanat merkezi yapsaydık, ilk aşk şiirini oraya getirip belirli zamanlarda, Dünya Sevgililer Günü mü olur ya da başka bir gün mü olur, açsaydık, görücüye çıkarsaydık. Salacak kıyısı turistten geçilmezdi. İşte o zaman turizm politikası gerçekleşir, o zaman büyük bir ekonomik gelir gerçek anlamıyla elde edilebilirdi.

Röportaj: Pelin Ayan

Bu röportaj :15.04.2003 tarihinde yapılmıştır

 

Pencereyi Kapat