Ömer Albayrak

Ömer Albayrak

Güzel Sanatlar isterken bir şanssızlık eseri iktisat fakültesine gittim...
Resim ve yemek birbirine benzer, her ikisi de yaratıcılık ister. Her ikisi de sizin yaratıcılığınıza kalmıştır.

Bigglook ' ta yazmak ve Internet üzerinde okuyucularla bir şeyler paylaşmak bana büyük keyif veriyor.

Yemek yok olmaz. Koku, tat... Bunlar bellek de yer alır ve geri gelir, tabii eğer anımsanmaya değer ise...

Duvar beni çok heyecanlandırıyor.
Bir anda küçük bir çanta hazırlayıp gidebiliyorsunuz, şimdi öyle değil...

Mutfaktan sır çıkmaz!
Sen yıllarca ye ye biriktir o kiloları, 15 günde vermeye kalk sonra...
Şef dediğiniz adam size pasta da yapar, et de yapar, pizza da yapar, tabak hesabını da bilir...
Bir müşterinin yatak odasına, trenler yapıldı. Baya, kompartımanlarıyla...
Lütfen çocuklarınızı mutfağa sokun...

________________________________________________________________

İktisat - İşletme mezunuyum. Güzel Sanatlar'da okumak isterken bir şanssızlık eseri iktisat okumak zorunda kaldım. Ama hayatta çok işime yaradı, iyi ki okumuşum. Her ne kadar resim okumak istesem de daha sonra kendi resim yeteneğimi kendim geliştirdim. Yemek sektörüne girmem de benim kendi boğazıma olan düşkünlüğümden kaynaklandı.

Her zaman çok ilgimi çekmişti. Resim ve yemek benim için hep başbaşa gitti. Çünkü bana göre ikisi de yaratıcılık isteyen işler. Yemekte de kendi yaratıcılığınızı kullanıyorsunuz., her ne kadar bir matematiği var ise de, işte, renkleri bir araya getirerek, domatesi, soğanı, yeşil biberi bir araya getirip kendi damak zevkinize göre kendi mönünüzü hazırlıyorsunuz. Resim de aynı şekilde, bir yığın rengi bir araya getirip, yine yaratıcılığınızı kullanıp, okyanusta kulaç atmak gibi - sınırı yok çünkü, dilediğiniz gibi gidebiliyorsunuz.

Ve daha sonra yemek sektöründe yıllarca restoran ve bar işletmeciliği yaptıktan sonra, ama yine bunları yaparken resim hep vardı, bir gün ATV'ye bir yemek belgesel - programı hazırlamaya başladım. Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği'nin sponsorluğunda, Türkiye'de bir ilk olan, "Makarna'nın Yolculuğu"nu yaptık. İki tane karavanla ve Amerikalı partnerimle birlikte, Türkiye'nin dağ tepe bildik bilmedik bir yığın yerini gezdik. Aşağı yukarı beş aya yakın gezdik, ekran karşısındaki insanlar da bizimle birlikte bir yığın görmediği yeri görüp bir yığın yeni lezzetin de farkına vardı.

Bu, işte ne bileyim, bir deniz börülcesinin, atıyorum, yirmi farklı çeşidinin yapıldığı yerler gördük ama neticede ana malzeme hep deniz börülcesi. Ya da işte, köy eriştesinden neler yapıldığını... Aynı zamanda tarihi güzelliklerini gördük gittiğimiz yörenin. Her gittiğimiz yöreye ünlü bir konuğun gelmesi, bu işin bir maceraya dönüşmesi izleyiciye çok cazip geldi.

Onun akabinde yine bir özel televizyona, iki yıl süren, yine Türkiye'de bir ilk - bir çocuk yemek programı yaptım. Stüdyoya çocukların geldiği, onlar için tabu olan mutfakta istedikleri gibi at koşturdukları, ama dikkat etmeleri gereken bir yığın şey olduğunu eğlenerek öğrendikleri bir program oldu. Bu program devam ederken , yine bir özel televizyona, bir yemek yarışma programı yaptım. O da yüz bölüm devam etti, hafta içi her gün yayınlanan bir programdı, temel malzeme tavuktu, her programda ünlü bir konuk vardı ve iki tane de halk masası oluyordu, enteresan bir programdı. Yani zaten mutfağın içindeydim, bir de ekranda oldum.

Bu arada diyet yemeklerle ilgili çalışmalarım oldu. Birkaç tane diyet klinik' te workshoplar yapıp, nasıl daha sağlıklı beslenilir, aç kalmadan nasıl daha lezzetli şeyler yenir gibi çalışmalar oldu bunlar.

Röportaj: Melike Ekin

Bu röportaj :02.08.2002 tarihinde yapılmıştır

 

Pencereyi Kapat