|
"Benim İstanbulum"
İstanbulda yaşamaktan keyif
alıyorum. Bu, keyif alacak bir yaşam biçimi oluşturmaktan kaynaklanıyor. Sabah
06.00da kalkıp işine giden, akşam 19.00da servise binip evine dönen
biri olsaydım, herhalde bu şehirde en fazla 1 yıl dayanabilirdim. Severek yaşadığım
bir sistem oluşturduğum için seviyorum bu kenti.
Hayatım:
Sarıyer, Etiler, Taksim üçgeninde geçiyor ve gerçekten tepeden baktığınızda
bu alan tam bir üçgen gibidir. Sarıyerde bahsettiğimiz yeni ev kurma çalışmaları,
Etiler zaten şu anda oturduğumuz ev. Taksim de işimin ve hobilerimin merkezi.
Küçük müzayedeler, kitap alışverişleri, antika alışverişleri... Ve işimle ilgili
bütün toplantıları Taksim bölgesindeki işyerimde yapıyorum.
İstanbulda yaşam çok çabuk, çok tempolu. Ne zaman yurtdışına
gitsem ikinci gün İstanbulu özlemeye başlıyorum. Bu şehrin insanın içine
işleyen, içine sinen bir ritmi, bir temposu var. Farkında olun ya da olmayın sizi
alıp götürüyor. Sizi yürüten bir şehir burası. Keşmekeşini de sevdiğim oluyor.
En
sevdiğim yönü İstanbul Boğazının ve ikliminin değişkenliği.
Her gün başka bir renkte görmek o Boğazı... Gece görmek
başka türlü, gündüz görmek başka türlü. Ve hep yeni şeylerle karşılaşmak. Sürprizler
kenti benim için. Bu büyük bir heyecen veriyor bana.
Gerçekten
sevmediğim yönleri gürültü ve trafik. İkisi bir araya geldiği zaman
çok asabi bir insan oluyorum.
İstanbul artık birçok kentin toplamı olmuş bir şehir. Büyüyen
bir dev olmuş. İstanbulda Avrupa da var, İkitellinin oraya çıktığınızda
köy de var. Osmanlı
İmparatorluğu bir dönem yayılmıştı ya işte İstanbul da aynı öyle yayılıyor.
|