|

Hayatımın şiirini yakalamaya çabalıyorum!..
Mario Levi her şeyden önce
hayatını mümkün olduğunca şiirsel kılmaya, kendini keşfetmeye çalışan bir insan.
Hayatının şiirini yakalamaya, yetenekleri ölçüsünde, sınırları elverdiğince duvarlarını
yıkmaya çalışıyor.
Mario Levi bir yazar. Belki de birçok yaşadığını yazarlığına göre yaşayan ve ondan
bir türlü kaçamayan bir insan. Sait Faik bir hikayesinde, bir hikayesini bitirirken
"Yazmasaydım çıldıracaktım" der. Ben belki o kadar ileriye götürmüyorum
işi. Ama yazarlığın bendeki önemini ifade etmek için şunu söyleyebilirim: Her
insan gibi işte şu anda mutluyum diyebildiğim anlar olduğu gibi çok mutsuz olduğum,
büyük karamsarlıklara kapıldığım, hayatımın anlamının tamamıyla yittiğini gördüğüm
anlar oldu. Bu karamsarlık anlarımda beni kurtaran, hep kurtaran, en çok güvenebildiğim
yazarlığım ve yazdıklarım oldu.
Yazarlık benim için en iyi sığınma
alanı!..
Mario Levi'nin yaşadığını en çok hissettiği, hayatını en çok anlamlandırabildiğine
inandığı alan yazının dünyası. Yaptığım her işi çok seviyorum ve o anlamda kendimi
biraz da talihli görüyorum. Bütün bunlar güzel de hayatın başka koşulları sözkonusu
olsa tümünden vazgeçebilirim. Ama vazgeçemeyeceğim tek alan yazı !..
Herşeyi de yazarlar gibi yaşamıyorum. Hayatın başka yönleri var,
hayatın başka çağrıları var. Yazarlık benim için en güvenli sığınma alanı, orada
hiç kimse bana yalan söyleyemez, orada hiç kimse bana ihanet edemez, orada hiç
kimse beni kandıramaz. Çok güvenli ve daha da önemlisi çırılçıplak soyunmayı
da göze alabildiğim tek alan.
Sen
birşeyler yazsana...
Yazı aşkı belki de gizliden gizliye uzun yıllardan
beri vardı. Bunun için örneğin ortaokul sıralarına kadar gidebiliriz.
Bir roman yazmaya niyetlenmiştim. Kemalettin Tuğcu benzeri
bir roman; acıklı. Dilencilik yapmaya zorlanan bir grup sokak
çocuğu ve sürekli onları sömüren bir adamı anlatıyordum. 15-20
sayfası yazıldıktan sonra tamamlanamamış ve şimdi tarihin
karanlık koridorlarında bütünüyle kaybolmuş bir roman. Ondan
sonra günlüklerim oldu benim. İki kez günlük tutma girişiminde
bulundum ciddi bir şekilde. Her gün günlük tutma disiplinine
dayalı günlük tutmalardı bunlar. Bütün bunlar belki bir yazıya
hazırlıktı. Ardından 76 yılında üniversitedeyken çok sevdiğim
bir arkadaşım, "sen birşeyler yazsana" dedi.
O günlerde sistematik olarak bir şey yazmayı çok düşünmemiştim
ama bir alt yapı vardı. İyi bir okurdum; sonra yazmaya böyle
hoş bir duygu ile yaklaşıyordum. Öykü yazmakla başladı. Öykü
öykünün kapısını açtı. Derken öyküler birikmeye başladı. İlk
öykü denemelerim elbette bir çok dergi tarafından reddedildi.
İlk yazılarım 1984 yılında gazete ve dergilerde yayınlanmaya
başladı ama ilk öyküm 1990 yılında yayınlandı.
|