Istanbul - Röportaj - Mario Levi
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Bulutsuzluk Özlemi
Mario Levi
Sunay Akın
Sultana
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri
:1
1 2 3 4 5


Hayatımın şiirini yakalamaya çabalıyorum!..

Mario Levi her şeyden önce hayatını mümkün olduğunca şiirsel kılmaya, kendini keşfetmeye çalışan bir insan. Hayatının şiirini yakalamaya, yetenekleri ölçüsünde, sınırları elverdiğince duvarlarını yıkmaya çalışıyor.

Mario Levi bir yazar. Belki de birçok yaşadığını yazarlığına göre yaşayan ve ondan bir türlü kaçamayan bir insan. Sait Faik bir hikayesinde, bir hikayesini bitirirken "Yazmasaydım çıldıracaktım" der. Ben belki o kadar ileriye götürmüyorum işi. Ama yazarlığın bendeki önemini ifade etmek için şunu söyleyebilirim: Her insan gibi işte şu anda mutluyum diyebildiğim anlar olduğu gibi çok mutsuz olduğum, büyük karamsarlıklara kapıldığım, hayatımın anlamının tamamıyla yittiğini gördüğüm anlar oldu. Bu karamsarlık anlarımda beni kurtaran, hep kurtaran, en çok güvenebildiğim yazarlığım ve yazdıklarım oldu.

Yazarlık benim için en iyi sığınma alanı!..

Mario Levi'nin yaşadığını en çok hissettiği, hayatını en çok anlamlandırabildiğine inandığı alan yazının dünyası. Yaptığım her işi çok seviyorum ve o anlamda kendimi biraz da talihli görüyorum. Bütün bunlar güzel de hayatın başka koşulları sözkonusu olsa tümünden vazgeçebilirim. Ama vazgeçemeyeceğim tek alan yazı !..

Herşeyi de yazarlar gibi yaşamıyorum. Hayatın başka yönleri var, hayatın başka çağrıları var. Yazarlık benim için en güvenli sığınma alanı, orada hiç kimse bana yalan söyleyemez, orada hiç kimse bana ihanet edemez, orada hiç kimse beni kandıramaz. Çok güvenli ve daha da önemlisi çırılçıplak soyunmayı da göze alabildiğim tek alan.

Sen birşeyler yazsana...

Yazı aşkı belki de gizliden gizliye uzun yıllardan beri vardı. Bunun için örneğin ortaokul sıralarına kadar gidebiliriz. Bir roman yazmaya niyetlenmiştim. Kemalettin Tuğcu benzeri bir roman; acıklı. Dilencilik yapmaya zorlanan bir grup sokak çocuğu ve sürekli onları sömüren bir adamı anlatıyordum. 15-20 sayfası yazıldıktan sonra tamamlanamamış ve şimdi tarihin karanlık koridorlarında bütünüyle kaybolmuş bir roman. Ondan sonra günlüklerim oldu benim. İki kez günlük tutma girişiminde bulundum ciddi bir şekilde. Her gün günlük tutma disiplinine dayalı günlük tutmalardı bunlar. Bütün bunlar belki bir yazıya hazırlıktı. Ardından 76 yılında üniversitedeyken çok sevdiğim bir arkadaşım, "sen birşeyler yazsana" dedi. O günlerde sistematik olarak bir şey yazmayı çok düşünmemiştim ama bir alt yapı vardı. İyi bir okurdum; sonra yazmaya böyle hoş bir duygu ile yaklaşıyordum. Öykü yazmakla başladı. Öykü öykünün kapısını açtı. Derken öyküler birikmeye başladı. İlk öykü denemelerim elbette bir çok dergi tarafından reddedildi. İlk yazılarım 1984 yılında gazete ve dergilerde yayınlanmaya başladı ama ilk öyküm 1990 yılında yayınlandı.

:2...>

 

1 2 3 4 5