Istanbul - Röportaj - Mario Levi
 biggfootball  biggshop
   
şehir rehberi
 
kültür-sanat
Konserler
Etkinlikler
Sinemalar
Tiyatrolar
Opera&Bale
Sergiler
Fuarlar
Kurslar
yeme-içme
En İyiler
Gözde Mekanlar
Kahvaltı-Brunch
Balık Mekanları
Gece Rehberi
Restoran Arama
Cafe-Bar Arama
gezi
Boğaz Tekne Turları
Yakın İstanbul
Semtler
Eski İstanbul
Konaklama
hobi&spor
Spor Merkezleri
Spor
Yüzme Havuzları
Yaz Okulları
Boğaziçi Hayvanat Bahçesi
röportaj
Yüksek Sadakat
Ayşenur Yazıcı
Hüseyin Köroğlu
Tuncay Takmaz
Dervis Zaim
Ömer Albayrak
Çelik Gülersoy
Bulutsuzluk Özlemi
Mario Levi
Sunay Akın
Sultana
Tüm liste...
alışveriş
Haberler
Alışveriş Merkezleri

"Galiba başaracağım" dediğim yıllar...

Şimdi onca kitaptan sonra artık "yazar" olduğuma daha çok inanıyorum. Ama beni o kadar çok etkilemiş yazar var ki onları düşündükçe ben hala kendime bir yazar adayıyım diyorum. Örneğin dünya edebiyatından Virginia Wolf, bir Franz Kafka, bir Elias Canetti, Marcel Proust, Dostoyevski...

Yazarlık mesleğini "galiba başaracağım" dediğim zamanlar aslında ilk öykümün yayınlandığı yıllar. Çünkü ilk yayınlanan öyküm Bir Şehre Gidememek ( 1990 ) , aynı zamanda o yılın Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazandı. Haldun Taner Öykü Ödülü jürisinde edebi beğenilerine, düzeylerine çok saygı duyduğum ve güvendiğim insanlar Selçuk Erez, Selim İleri, Orhan Duru, Emre Kongar, Tahsin Yücel, Çağla Sayın vardı. Onlar beni onaylamıştı. Bu anlamda o günlerde galiba yazar olacağım demeye başladım.

Bugün yazarlığımın çeyrek asrını geride bırakmış bulunuyorum. Buna rağmen benim yazacağım çok şey var . Ben hakikaten yazmak istediğim kitabı henüz yazmadım. Bu daha ileri bir adım için önemli bir inançtır. Bu nereye götürecek beni bilmiyorum.
O kitabı günün birinde yazdığıma inanacak mıyım onu da bilmiyorum. Ama sonuç ne olursa olsun o yolda gitmeye değer!..

Bir daha İstanbul Bir Masaldı gibi bir roman yazmayacağım.

1993 yılının Mart ayında İstanbul Bir Masaldı'nın yoluna çıktım. Amacım uzun soluklu, böyle roman denilebilecek kalınlıkta, "işte bu bir roman" denilebilecek bir kitap yazmaktı. O günlerde azınlık sorunu üzerine çok düşünmüş ve çok şey yazmıştım. Hikayelerimin bir çoğu buna dayalıydı. Amacım yine böyle bir çıkış noktasından ilerilere gitmekti.

İstanbul'da yaşamış, başından bir sürü olay geçmiş, bir Yahudi ailesinin hayatını anlatmayı göze almıştım. Bu ailede yer yer çevremden, yer yer ailemden insanlar olacaktı. Kafamda bir kaç karakter vardı belli belirsiz ama gayet iyi biliyordum ki o karakterler başka karakterleri doğuracak ya da o karakterler kendilerini ben yazdıkça yazdıracak. "İstanbul Bir Masaldı" adını roman bitmeye yakınken buldum. Çok güzel bir ad olduğuna ve birçok insanda çok güzel duygular uyandırdığına inanıyorum.

Ben bir gönül borcu ödedim!..

Benim tarihimi oluşturan insanlar vardı. O insanları anlatmam, birilerine duyurmam gerekiyordu. İstanbul'u iyi tanıdığım "öteki" yüzlerinden birini, birilerine anlatmam gerekiyordu. Sevdiğim yazarlardan Murathan Mungan'ın yaptığından, Latife Tekin'in yaptığından çok farklı bir şey değildi. Yapmak istediğim İstanbul'un bir başka yüzü var demekti.

Steven Spilberg Schindler'in Listesi'ni çektikten sonra "ben bir gönül borcu ödedim" demişti. Bu bende çok etkili olmuş bir laftır. Aynı şeyi ben yaptım. Beni ben yapan insanlara, bana beni veren beni gösteren insanlara, benden hoyratça bir şey alanlara ama aynı zamanda da bana çok şey kazandıranlara ben gönül borcumu ödedim.

Benim için azınlıkta olma durumu sadece kültürel, dini, etnik bir kimlikle açıklanamaz. Bunların hepsi vardır ama sorunsalın bir de duygusal bir boyutu vardır. Kendini duygusal olarak azınlıkta hissetme durumu vardır. İşte bu nedenle bu gibi söyleşiler bu konuyla ilgili belki de son söyleşilerim olacak. Çünkü bir daha bu konuya geri dönmemeyi düşünüyorum. Bunu bir söyleşide ilk kez bu kadar açık bir şekilde ifade ediyorum: Bir daha İstanbul Bir Masaldı gibi bir roman, etnik dini azınlıklar, Yahudi kimliği üzerine hiç bir şey yazmayacağım.


1 2 3 4 5

:3...>