|
"Galiba
başaracağım" dediğim yıllar...
Şimdi onca kitaptan sonra artık "yazar" olduğuma daha
çok inanıyorum. Ama beni o kadar çok etkilemiş yazar var ki onları düşündükçe
ben hala kendime bir yazar adayıyım diyorum. Örneğin dünya edebiyatından Virginia
Wolf, bir Franz Kafka, bir Elias Canetti, Marcel Proust, Dostoyevski...
Yazarlık mesleğini "galiba başaracağım"
dediğim zamanlar aslında ilk öykümün yayınlandığı yıllar.
Çünkü ilk yayınlanan öyküm Bir Şehre Gidememek ( 1990
) , aynı zamanda o yılın Haldun Taner Öykü Ödülü'nü
kazandı. Haldun Taner Öykü Ödülü jürisinde edebi beğenilerine,
düzeylerine çok saygı duyduğum ve güvendiğim insanlar Selçuk
Erez, Selim İleri, Orhan Duru, Emre Kongar, Tahsin Yücel,
Çağla Sayın vardı. Onlar beni onaylamıştı. Bu anlamda o günlerde
galiba yazar olacağım demeye başladım.
Bugün yazarlığımın çeyrek asrını geride bırakmış
bulunuyorum. Buna rağmen benim yazacağım çok şey var . Ben
hakikaten yazmak istediğim kitabı henüz yazmadım. Bu daha
ileri bir adım için önemli bir inançtır. Bu nereye götürecek
beni bilmiyorum.
O kitabı günün birinde yazdığıma inanacak mıyım onu da bilmiyorum.
Ama sonuç ne olursa olsun o yolda gitmeye değer!..
Bir daha İstanbul Bir Masaldı gibi bir roman
yazmayacağım.
1993 yılının Mart ayında İstanbul
Bir Masaldı'nın yoluna çıktım. Amacım uzun soluklu, böyle
roman denilebilecek kalınlıkta, "işte bu bir roman"
denilebilecek bir kitap yazmaktı. O günlerde azınlık sorunu
üzerine çok düşünmüş ve çok şey yazmıştım. Hikayelerimin bir
çoğu buna dayalıydı. Amacım yine böyle bir çıkış noktasından
ilerilere gitmekti.
İstanbul'da yaşamış, başından
bir sürü olay geçmiş, bir Yahudi ailesinin hayatını anlatmayı
göze almıştım. Bu ailede yer yer çevremden, yer yer ailemden
insanlar olacaktı. Kafamda bir kaç karakter vardı belli belirsiz
ama gayet iyi biliyordum ki o karakterler başka karakterleri
doğuracak ya da o karakterler kendilerini ben yazdıkça yazdıracak.
"İstanbul Bir Masaldı" adını roman bitmeye
yakınken buldum. Çok güzel bir ad olduğuna ve birçok insanda
çok güzel duygular uyandırdığına inanıyorum.
Ben bir gönül borcu ödedim!..
Benim tarihimi oluşturan insanlar
vardı. O insanları anlatmam, birilerine duyurmam gerekiyordu.
İstanbul'u iyi tanıdığım "öteki" yüzlerinden birini,
birilerine anlatmam gerekiyordu. Sevdiğim yazarlardan Murathan
Mungan'ın yaptığından, Latife Tekin'in yaptığından çok farklı
bir şey değildi. Yapmak istediğim İstanbul'un bir başka
yüzü var demekti.
Steven
Spilberg Schindler'in Listesi'ni çektikten sonra "ben
bir gönül borcu ödedim" demişti. Bu bende çok etkili
olmuş bir laftır. Aynı şeyi ben yaptım. Beni ben yapan insanlara,
bana beni veren beni gösteren insanlara, benden hoyratça bir
şey alanlara ama aynı zamanda da bana çok şey kazandıranlara
ben gönül borcumu ödedim.
Benim için azınlıkta olma durumu sadece kültürel,
dini, etnik bir kimlikle açıklanamaz. Bunların hepsi vardır
ama sorunsalın bir de duygusal bir boyutu vardır. Kendini
duygusal olarak azınlıkta hissetme durumu vardır. İşte bu
nedenle bu gibi söyleşiler bu konuyla ilgili belki de son
söyleşilerim olacak. Çünkü bir daha bu konuya geri dönmemeyi
düşünüyorum. Bunu bir söyleşide ilk kez bu kadar açık bir
şekilde ifade ediyorum: Bir daha İstanbul Bir Masaldı gibi
bir roman, etnik dini azınlıklar, Yahudi kimliği üzerine hiç
bir şey yazmayacağım.
|