|
Yemek yapmayı çok severim.
Yemek yapmayı çok seviyorum. O da İstanbul
gibi işte, yani her çeşit kültürden yemekler. Birazcık Fransız
mutfağı, birazcık Osmanlı-Türk mutfağı, birazcık babaannesinden
Mario'nun öğrendiği yemekler vardır. Örneğin pırasa köftesi
gibi, ıspanaklı kuru fasulye gibi. Müthiş bir evliliktir;
ıspanaklı kuru fasülye, nefistir yani bilen bilir. Birazcık
zahmetli bir iştir zaman alır ama olsun. Tabii birinin bana
yardımcı olması gerekir bu konuda. Ispanağı yıkayacak, temizleyecek
biri lazım.
Türkiye
dikey bir ülke!..
Türkiye'nin gerçek tanıtım eksiği
var. Herkes el birliği ile Türkiye turizmini kalkındırmalı.
Çok zengin bir kültür mirası üzerine oturuyoruz. Bugüne kadar
farklı kültürlerin barındığı, hayat bulduğu ve ne yazık ki
zaman zaman da yok edildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bu kültürlerin
bize kazandırdığı bir coğrafya, bir duygu zenginliği var.
Arayışımız bence burada olmalı.
Dikey bir ülke Türkiye; şehirler şehirler
üstüne kurulu. Bizim metrelerce altımızda başka uygarlıklar
yatıyor. İşte bu uygarlıklara inandığımızı, bu uygarlıkları
paylaşmak istediğimizi, bu uygarlıklara insanları çağırdığımızı
ve bu insanların da dünyayı kucaklamaya hazır olduğunu anlatmamız
gerekiyor. Tabii bunları anlatmakla bitmez; aynı zamanda somut
şeyler de yapmak lazım.
80
yılda Türkiye'nin tek bir dünya markası var mı?
Ben yaklaşık 80 yıllık bir Cumhuriyet tarihimiz
var. Bu 80 yılda Türkiye'nin tek bir dünya markası var mı?
Sadece bugün "İstanbul zilleri" olarak bilinen davul
zilleri Ziljiyan. Dünyaca ünlü bir marka, ama bunu pek az
kişi biliyor.Türkiye'nin tek dünya markası odur bence. Üzülerek
söyleyeceğim bir örnek daha var; Galatasaray. Çünkü Fenerbahçeliyim
: ) Galatasaray futbol takımı, Türkiye'nin sesini Avrupa'ya
duyurmada çok önemli bir iş yaptı. Sezar'ın hakkını Sezar'a
verelim. İşte budur yapılması gereken. Dünya başarıları, hedefimiz
bu olmalı. Biz kendimizle uğraşmaktan vazgeçip artık dünyaya
doğru gitmeliyiz. Ben kendimi bir Türk yazarı olarak da dünyaya
duyurmak istiyorum. Bunun anahtarlarını henüz keşfedebilmiş
değilim ama benim böyle bir özlemim var. Önemli olan biraz
da bu; hayal etmek.
Kıyısından denize girebileceğim
bir İstanbul!..
Düşlediğim İstanbul, sorunları her geçen gün
biraz daha çok çözebilen bir şehir; daha rahat yaşanabilen
bir şehir. Ben İstanbul'un denizini çok özledim. Çocukluğumda
kıyısından girdiğimiz denizi çok özledim. Biraz bir hayal
gibi belki ama benim hala düşlerimde yaşayan ve düşlediğim
İstanbul için ilk aklıma gelen bu. Kıyısından yeniden denize
girebileceğim bir İstanbul. Zor belki ama bunun önemli olduğunu
inanıyorum.
Mario Levi'ye teşekkürlerimizle...
Röportaj ve Fotoğraflar : Pelin Ayan
|