|
Kız
Kulesi akıntıya karşı duran bir kule!..
Kız Kulesi İstanbul'un uyur gezer kızıydı. Uyandırıldı. Ve
cidden bunu kabul edemiyor. O düşlerden uyandı. Oraya gitmenin,
orada mönülerden yemek seçip salt yemek yemenin, arkadaşlarla
buluşmanın hiçbir anlamı ve güzelliği yok... Çünkü içine girdiğinizde
Kız Kulesini göremiyorsunuz ki zaten... Yani İstanbul'da İstanbul'u
sevdireceğiniz en çirkin yer Kız Kulesi'dir, çünkü yalnızca
oradan baktığınızda Kız Kulesi'nin güzelliğini göremiyorsunuz.
Ne kadar insanı yozlaştıran, İstanbul'a sırt çeviren bir bakış
açısıdır, ben bunu anlayamıyorum. Ne kadar sahte İstanbul
seviciliğidir bu. Ben İstanbul'u çok seviyorum, çünkü Salacak'tan
bakıyorum. Kız Kulesi'ne elbette gidilmeli, ama ne için gidilmeli?
Belirli zamanlarda sanat etkinlikleri yapılabilir. Yazlık
sinemalar kalmadı değil mi? Yazın Kız Kulesi'nin beyaz duvarı
bir yazlık sinema gibi değil mi? Oraya tahta tabureler neden
koymayalım? Neden onun beyaz duvarında yazlık sinemaları tekrar
yaşamayalım, rengarenk ampullü... Orhan Veli ne der bir şiirinde;
İstanbul'un orta yeri sinema. İşte, Kız Kulesi İstanbul'un
orta yeri değil mi? Kız Kulesi önemli, çünkü Kız Kulesi akıntıya
karşı duran bir kule. Ve sanat, ve kültür her şeyi yok eden,
her şeyi para olarak gören anlayışa yüzyıllar boyunca karşı
duruştur! Kız Kulesi bence yeryüzünde, uygarlık tarihi boyunca
bunu yakalayabilmiş yegane mimari yapıdır.
İstanbul'dan güzel kent yok!..
Ben dünyanın pek çok yerini gördüm; ama kırk yaşına geldim
ve İstanbul'dan daha güzel bir kent görmedim. Umarım görürüm.
İstanbul benim gördüğüm kadarıyla, gezdiğim ülkeler kentler
arasında en güzel kent. Neden? Çünkü yüzyıllar boyunca pek
çok kültürün geçtiği bir nokta; tarihi bir zenginliği var,
coğrafi bir zenginliği var, insan yönünden zengin, her yönden
zengin. Kültürler durmadan bir zenginlik taşımış buraya, bereketli;
yeter ki oraya bilgi ek, sanat ek. Çabamız zaten İstanbul'a
betonlar ekmeyelim, beton hançerler ekmeyelim, sanatı kültürü
ekelim. O zaman daha güzel şeyler fışkıracaktır. Bir Kız Kulesi
kalmıştı, onu da bugün yok ettik.
İstanbul
bana bütün sırlarını anlatıyor...
İstanbul'da yaşamak, İstanbul'la konuşmak gibi... Ben İstanbul'la
konuşuyorum, İstanbul bana bütün sırlarını anlatıyor. İstanbul
benim arkadaşım. Ama herkese sırlarını anlatıyor. Kızılderili
reis der ki "Ağaçların konuştuğunu bilir misiniz? Evet
konuşurlar; ama siz birarada birbirinizi bile dinlemiyorsunuz
ki; ağaçların konuştuğunu nereden duyacaksınız." İşte
ben de Kızılderili'nin bu sözüyle ilgili size diyorum ki,
İstanbul konuşur; ama İstanbul'da yaşayanlar birbirini bile
dinlemiyorlar ki onun anlattıklarını nereden duyacaklar? Benim
ayrıcalığım İstanbul hergün bana yeni şiirler, yeni öyküler,
yeni yazılar anlatıyor. Bugün Kız Kulesi'nin onarımından memnun
kalmadığımı söylüyorsunuz, tabii memnun değilim. Ağaç dipleriyle
nasıl memnun olayım? İstanbul'un çok eski haritalarına bakıldığında
Kız Kulesi'nde ağaçların olduğunu görüyoruz. Yine Üsküdarlı
bir halk şairi Kız Kulesi adlı bir şiirinde bir iğde ağacından
söz etmiş. Düşünsenize Kız Kulesinde bir ağaç ve dallarına
salıncak kurulmuş ve orada bir kız sallanıyor. Bunu görmek
bile güzel değil mi, bir kız çocuğu sallanıyor orada!.. Saatlerce
seyretmez misiniz bu görüntüyü? Hangisi güzel, bugün oradaki
çatal kaşık sesleri mi yoksa o ağacın dalında salıncağının
ipinin ağaca sürtünürken çıkardığı ses mi?
|