|

İstanbul'un en sevdiğim hali ve yerleri...
İstanbul'un en sevdiğim hali; güneş batmış,
hava kararmamış, ilk vapur ışığını yakmış, kentin ilk ışıkları
yanmış! Bu müthiş bir görüntü. İster Sarayburnu'ndan bakın,
ister Karaköy'den, ister Salacak'tan, ister Kadıköy'den, Moda'dan
ya da Fenerbahçe'den hep çok güzel.
İstanbul'da en sevdiğim yerler: Salacak
kıyısı; tabii Kız Kulesi ama Kız Kulesi'ne lokanta yapıldıktan
sonra hiç gitmiyorum, Harem'de çiçekçi bölgesi... Harem'deki
set üstündeki sokaklar, binalar, iki apartman arasından İstanbul
bir gözükür bir gözükmez, bir gözükür bir gözükmez; köşe kapmaca
oynar sanki İstanbul senle. Örneğin Kasımpaşa'daki Cezayirli
Hasan Paşa Kışlası'nın kapısının yanında bir betonun üstünde
yuvarlak bir demir halka vardır; o Cezayirli Hasan Paşanın
aslanını bağladığı halkadır. Hala durur. Ben hep gider onu
görürüm.

Size İstanbul'u gezdirseydim...
İstanbul'u çok böyle belli bir rotaya hiçbir zaman koyamıyorum.
Ama örneğin, neden Eyüp'teki Defterdar Camii'ne gitmeyelim.
Defterdar Camii'ne baktığımızda küçük, çok minareli bir camidir.
1544 yılında Nazım Mehmet Efendi Ne görüyoruz orada hiçbir
şey; minaresinin tepesinde hani hilal olur ya tepesinde hilal
bile yok. Nazım Mehmet Efendi yaptırıyor ve minarenin tepesine
1544 yılında bir hokka yani mürekkep kabı, bir de kalem koydurmuş.
Yeryüzünde başka böyle hiçbir tapınak yoktur, ilk yazı araç
gereçlerinin konulduğu... Bugünkü yazı araç gereçlerinden
bilgisayar, klavye ve mouse'u; yeni yapılan bir caminin minaresine
koyalım bakalım, onları koydurmazlar değil mi? Ama 1544 yılında
koymuşlar işte.
Oraya gitmişken size, Haliç sularına bakıp III.Ahmet'in dört
şehzadesini sünnet ettirdiği şölende, şölenin 13.günü sudan
çıkan timsahı anlatırım. Döneminde dört şehzadesini sünnet
ettiriyor padişah III.Ahmet ve sudan bir timsah çıkıyor. Timsah
kayboluyor, tekrar çıkıyor. Padişah şehzadeleriyle Ayvan Saray
tahtında oturuyor. Timsah ağzını açıyor beş tane çengi çıkıyor
içinden ve timsahın sırtında dans etmeye başlıyor. Tabii yiyecekleri
de sunuyorlar kıyıya, timsahın ağzının içine girip kayboluyorlar.
Bu saray görevlisi İbrahim Efendi'nin eğlence olsun diye yaptığı
bir gösteri, yani ilk denizaltı III. Ahmet döneminde Haliç'te
timsah şeklinde yüzdürülmüştür. Ne zaman, Haliç'e ne zaman
baksam ben o timsahı görüyorum.
|