|

Altın Boynuz ( Golden Horn ) isminin doğuşu ile ilgili
olarak sayısız efsaneye inanılır. Kimilerine göre boynuza
benzeyen bu içsuyun
güneş ışınları altında altın gibi parlamasıdır ona verilen
bu ismin esbab-ı mucibesi...
En bildik efsane şöyledir : Argos Kralı İnakos'un kızı
Io ile Tanrılar tanrısı Zeus arasında yasak bir aşk
yaşanmaktadır. Zeus'un karısı
( aynı zamanda kızkardeşi ) Hera bu durum karşısında
büyük bir kıskançlığa kapılır. Zeus karısının öfkesinden
korumak için sevgilisi Io'yu beyaz bir inek haline dönüştürür.
( Bu efsanenin Istanbul Bogazı'na bağlı bir versiyonu
batıda çok rağbet görmüştür. Eski Grekçede Bosphorosus
( Bugünkü Ingilizcedeki Bosphorus ) "İnek Geçidi"
anlamındadır. Zeus'un sevgilisi Io'yu bir inek haline
dönüştürdüğünü öğrenen Hera ineğe bir at sineği musallat
eder. İnek deli gibi koşmaya başlar. Kıtaları aşar.
At sineğinden bir türlü başını kurtaramayan inek, başını
salladıkça boynuzuyla kara parçalarında derin yarıklar
oluşturur. İşte efsaneye göre bu yarıklardan biri de
Altın Boynuz'dur. Io daha sonra Zeus ile olan ilişkisinden
Keroessa adında bir kız çocuğu doğuracaktır. Keroessa
ise deniz tanrısı Poseidon ile sevişerek büyük Bizans'ın
kurucusu Byzas'ı doğuracaktır.
Gerçek
dünyaya dönecek olursak : Tarihi Yarımada ile Beyoğlu
(Pera) yakasını birbirinden ayıran Haliç, tarihi, kültürel
ve fiziki yapısıyla İstanbul'un en güzel bölgelerinden
biri olarak karşımıza çıkar. Boğaz'ın güneyinden batısına
doğru uzanan boynuz şeklindeki yapısından dolayı ilkçağda
Khrysokeras yani Altın Boynuz olarak anılmıştır. Avrupalılar'ın
"Golden Horn" olarak bildikleri Haliç İstanbul'un
kültür turizminin temel taşlarından biridir.
Haliç, günümüzden 7000 yıl kadar önce, Alibey Deresi
(Kydaros) ve Kağıthane Deresi'nin (Barbyzes) birleştiği
bölgelerin İstanbul Boğazı'ndan gelen deniz sularıyla
birleşmesi sonucunda oluşmuştur. İstanbul'daki en erken
yerleşmelerin bu bölgede, Haliç kıyılarında ve bunun
ucundaki Alibey ve Kağıthane derelerinin vadilerinde
veya bunlara hakim tepelerde kurulduğu tahmin edilmektedir.
Boğaziçi'nin tabii bir uzantısı olan bu sakin deniz
parçası, çevresinde yaşayan insanlara güvenilir bir
liman sağlamaktaydı. Haliç sakinleri bölgenin etrafındaki
verimli topraklardan gelen ürünler kadar, balıkçılık
imkanlarından ve bu emniyetli limanın desteklediği deniz
ticaretinden de çok geniş ölçüde faydalanıyorlardı.
Haliç kıyılarında birçok medeniyetin, farklı kültürlerin
izlerini görmek mümkündür. Kıyısındaki semtlerde en
çok Bizans ve Osmanlı izleri bulunur. Şehrin Rum nüfusunun
önemli bir kısmının yanısıra, İspanya'dan gelen Yahudiler,
Türkler, Ermeniler Haliç'i mesken edinmişler dolayısıyla
kendi kültürlerini Haliç'e aktarmışlardır.
Bizans'ın ünlü hazine dolu gemisi Haliç'te midir bilinmez
ama kıyılarda yer alan Bizans dönemi kalıntıları İstanbul'un
kültür zenginliği açısından çok önemlidir. Bizans sarayları,
surları, mahzenleri kapıları, Osmanlı'nın köşkleri,
kasırları, imarethaneleri ve hamamlarının yanı sıra,
birçok ulus ve inançtan insanın barındığı tarihi evleri,
üç büyük dinin ibadethaneleri hala bu kıyılarda görülebilir.
| |
 |
|