Ömer: Peki en son gittiğin restoran ?
Pınar: En son Eyüp'te artık bu eski Osmanlı yaşatılmaya
çalışılıyor. Tarihi konaklar restore ediliyor, Haliç'in suyu
temizlenmeye başladı.
Bir Sadabat Projesi falan var. Sahil bandı yenileniyor.Eyüp'te
de tam Eyüp Sultan Türbesi'nin yanında Mihmandar diye bir yer
açıldı. Gittiniz mi bilmiyorum sadece Osmanlı yemekleri var
orada başka hiçbir şey yok. Dekoru falan Osmanlı yapılmış ve
Osmanlı şerbetleri çok önemli. Şerbetler boya ya da konsantre
değil.Aşçıbaşı padişahın reçetesinden baya böyle komposto kaynatır
gibi kazanlarda kaynatıyor.Demirhindi, karanfil, tarçın,gül
şurubu, loğusa şekeri birçok şey.. O kadar güzel aroması olan
şerbetler var ki. En son oraya gittim işte. Çok güzel padişah
yemekleri var Türk usulü. Yanında bir yer var isteyene oradan
kebap da getiriyorlar. Ama biz o yemeklere yöneldik orada; çok
lezzetliydi.
Ömer: Cafelere gider misin? En son hangisine gittin?
Pınar: Bazen gidiyorum.Güvendiğim, bildiğim hımm en son
Cafe Marmara'ya gittim Taksimdekine. Bir de oranın bir hazelnut
kahvesi var aroması çok hoş.
Ömer: Peki çocukluğuna dönüp baktığında hatırladığın
yemeklerle ilgili bir anın var mı?
Pınar: Sucuk... Aslında sucuk köftesi.Hani böyle vardır
ya çok sarımsaklı, bol baharatlı, biberli...
Ona kuş kaçtı denirdi. Annem sofraya onu getirirken tabaklara
tek tek koymazdı.Böyle geç soğutan bir bakır sahan içinde
annem kapağı açar açmaz herkes çatalı hazır alır hemen kapatılmak
zorundadır o.Hemen al diye diye ona da kuş kaçtı köftesi dendi.
Küçükken anneannem ve dedem hayattaydı. Onlar vardı hayatımızda
ve onlar olduğunda daha bir başkaydı herşey.Şimdi bir bayram
telaşı yok, bayrama birkaç gün kala yine Ramazan içinde başlanan
bir bayram şöleni o yemeklerin güzelliği, elde açılan 40 kat
baklavalar yok. Gerçi bizim evde var ama anılarımızdaki gibi
yok. Ramazanda sahura kalkmak isterdik.Yaz aylarına denk gelirdi,
akşam 8 falan olurdu hala ezanı beklerdik, oruç tutucağız
diye tutturduk.Onlar ayrı bir devirdi aslında çok zaman geçmedi
ama insan çocukluğundaki güzel günleri, akide şekeri kokusunu
hep hatırlıyor değil mi?
Ömer: Peki hiç bayram anın var mı?
Pınar: Evet hem de çok özel bir anı benim için.Bir
bayramı Kütahya'da geçirdik biz.Anneannem dedem orada oturuyorlardı.
Ziyarete gittik.Türkiye'ye mal olmuş bir değer var: Ressam
Ahmet Yakupoğlu.Bu kişi Güzel Sanatlar Akademisi'nde çok kıymetli
bir hoca.Onun Kütahya'da bir evi var. Müstakil büyük bir ev.
Kendisi Mevlevi. Çok güzel ney çalar. Evi çok yüksek tavanlı
ve ortasında bir şadırvan var.Şadırvanın etrafında kerevetler,
ney üflemeden önce şadırvanda ıslatıyor, çaldığı neyin sesi
o su sesleriyle birleştiğinde insanı çok başka yerlere götürüyor,
çok mistik bir atmosferle karşılaşıyorsunuz. Ressam olduğu
için evinin üst katında bir atölyesi var. Kendisi uluslararası
bir ressam Kültür Bakanlığı'nın duvarlarında tabloları var.
Gerek Türk tarihini canlandıran gerekse Anadolu'yu. Resimlerini
göstermek üzere bizi üst kata davet etti.
Bir de kendisi minyatür sanatının en son temsilcisi. Ben o
zaman öğrendim ki minyatür sanatı hiç yabana atılacak bir
sanat değil.Minyatür sanatının bizim gözüme hoş gelmeyen bir
yanı vardır ya hep yani ilkokul çocuğu çizmiş gibi. Ahmet
Amca bize kocaman bir albüm getirdi. Şimdi o kağıt, çizim
kağıdı yumurta,nişastadan ve ebru kağıtları gibi çok uzun
senelerde oluşturuluyor ve üzeri altın varak kaplanıyor.O
altın varak kenarlarda ortaya minyatür yapılıyor. Asıl önemli
olan tarih bilgisi minyatürde. Mesela Fatih Sultan Mehmet,
Kuşçu Hoca vs. bir heyet var. Siz onların yanındaki insanları
zevkinize göre resmedemez, giydiremezsiniz. Fatih Sultan Mehmet'in
lalası kaftanının yakasında samur bir kürk var; o kişinin
Nakşibendi tarikatından geldiğini anlatıyor ya da ayakkabısının
kenarında kırmızı ceylan derisi şerit var gibi inanılmaz ayrıntılarla
dolu bir iş yani iyi bilen bir göz minyatürlerden tarihi okur.
Ressam Ahmet amca benim çocukluğumu bilir. Çünkü benim dedem
de Mevleviymiş.Ahmet amca da çok iyi bir notist ve neyzendir.
Biz
de kendisiyle müzik sohbetine girdik. Çaldığı eserler birlikte
müzik yaptık falan. O sırada da o bir minyatür yapıyordu.
Padişahın otağı ve hanımlar var, meşk ediyorlar, müzik yapıyorlar.Hepsi
bir enstrüman çalıyor. Sarayda Hacı Arif Bey, Dede Efendi
gibi büyük bestekarlar ders veriyor.Ortada da bir hanım söylüyor.Minyatüre
de daha yeni başlamıştı. Bana verilebilecek en güzel hediye,
kaset kapağımdaki resmi alıp o ortada şarkı söyleyen hanıma
minyatürde beni adapte edeceğini söylemesi oldu.
O tarihe geçecek bir belge olacak ve beni çizecek ortaya.Kim
olduğum belli değil ama ortadaki benim.Son zamanlarda yaşadığım
en güzel bayram oydu.
| "Yeni yıl yeni yıl herkese kutlu
olsun. Tabi adı gibi yenilikler, güzellikler getirsin
yurdumuza, hep gülen çocuklar olsun." |
| Pınar Altınok |
| Teşekkürler
Pınar Altınok... |
| |
Sevgilerimle,
Ömer Albayrak |
|