|
Gezi
rotanızdaki parklar ve nehir kıyısındaki huzurlu saatlerin ardından Londra
merkezindeki hareketlilik soğuk duş etkisi yapacaktır. Günün her saati
cıvıl cıvıl olan caddeler özellikle alış-veriş yapmak isteyenlerin akınına
uğruyor. Piccadily, Circus, Oxford Street, Leicester Square alış-veriş
ve eğlence alternatifleriyle gece-gündüz hizmet veriyor. Özellikle indirim
sezonuna denk geldiyseniz bu caddelerde yürümek olanaksız. Sadece Londra'da
yaşayanlar değil dünyanın dört bir yanından gelen alış-veriş hastalarıyla
karşılaşmanız mümkün. İnsan seline kapılıp akışa uymaktan başka şansınız
yok. Çünkü alış-veriş yapmak isterseniz Londra'daki en önemli merkez burası.
Londra'nın
şehir yaşamını sadece birkaç merkezle sınırlamak yanlış olur. Eğer biraz
daha alternatif mekanlar ve alternatif gençliğin takıldığı yerleri görmek
isterseniz daha kuzeye, Camden Town'a gitmenizi öneririz. Yalnız çantalara
dikkat. Suç oranlarının biraz yüksek olduğu bir bölge.
Camden Town, alış-veriş, müzik ve sosyal hayat konularında da alternatifler
sunan bir yer. Out-door spor malzemelerini, deri giysileri, değişik müzik
aletlerini ve ilginç hediyelik eşyaları bulabileceğiniz bir mekan. Fiyatlar
hiç de ucuz değil. Ancak alacağınız şeylerin orijinal olması nedeniyle
vereceğiniz paraya değecektir.
| LONDRA'DA
GÜNBATIMI SONRASI... |
Eğer amacınız
sadece alış-veriş yapmak değilse; güzel mekanlar görmek, biraz sanatsal
faaliyetleri izlemek istiyorum derseniz, o zaman Covent Garden tam sizin
istediğiniz yer. Leicester Square'i takip ederek aşağı doğru yürüdüğünüzde
karşınıza çıkan dar sokağın bitiminde büyük duvarlarla örülü bir mekan
Covent Garden.
Eskiden market olarak faaliyet gösteren bu yapı, bugün Londra sosyal hayatının
merkezlerinden. Covent Garden'ın içinde kitapçılar ve birkaç küçük mağaza
bulunuyor. Ama asıl önemlisi hemen her gün açık olan ve birbirinden ilginç
el yapımı eşyaların, koleksiyonların bulunduğu pazar yeri.
|
Bu pazarın
önemi, herkesin kendi ürettiği şeyleri satıyor olması. Kendi çektiği siyah-beyaz
fotoğrafları satanlardan tutun, çatal-kaşık ile inanılmaz heykeller yapan
sanatçıların kuşattığı bir mekan Covent-Garden. Bu kadar şeyden başınız
dönerse, binanın hemen alt katında bulunan küçük ve şirin bir yerde sıcak
şarabınızı yudumlarken, çılgın müzisyenlerin hem müzik hem de dans gösterisi
ile dinlenebilirsiniz. Burada gece de hareketlilik devam ediyor çünkü,
her türden müzik dinleyebileceğiniz üstelik daha elit yerler mevcut. Ayrıca
Covent Garden ünlü bale gösterilerinin yapıldığı salonu ile de çok gözde.
Gece
hayatı demişken tekrar Leicester Square'e dönmek gerek. Yüzlerce klüp
sadece sizin içeri girmenizi ve çılgınlar gibi eğlenmenizi bekliyor. Özellikle
Latin dansların öğretildiği Salsa klüpler çok gözde. Amacınız binlerce
insanın olduğu ve müziğin hiç bitmediği bir yere gitmekse, yol üzerindeki
bütün diskolar buna yanıt verebilir. Bazı yerlerde eğer hafta içi giderseniz
ya da hafta sonu 22.00'den önce girerseniz para ödemiyorsunuz.
Londra'yı
sanatsız düşünmek imkansız. Sanatın akşamları da devam ettiği Londra'ya
gidip de müzikal seyretmemek olmaz. Haftanın yedi günü dünya çapında ün
yapmış müzikalleri seyretmeniz mümkün. Biletlerin daha ucuz olması nedeniyle
vakti olanların hafta içi müzikallere gitmesini tavsiye ederiz. Biletinizi
alırken arka koltukları seçerseniz çok uygun fiyatlarda harika bir müzikal
ziyafeti yaşayabilirsiniz. Özellikle Cats, Notre Dame De Paris, Phantom
of the Opera, Fame hem müzikal hem de görsel bakımdan tam bir şölen.
Londra, yaşayan
insanları ve o insanların beraberinde getirdikleri kültürlerle sürekli
değişen ve gelişen yani 'yaşayan' bir şehir. Londra'ya gittiğinizde, bütün
bu keyif mekanlarını dolaşırken, yemek yerken, dinlenirken bu şehrin nasıl
yaşadığını ve değiştiğini büyülenerek izleyebilirsiniz. Ama tüm bunları
yaparken tek bir şeyin hiç değişmediğini fark edeceksiniz: gri bir gökyüzü...
|