|
Hindistan
gerçekten çok ilginç bir ülke...
Gazetelere verilen evlenme ilânlarına bir göz atıvermek bile yeterli olabilir
bu ilginçliğin ne düzeylerde seyrettiğini kavrayabilmek için: "Şu kastın
evlenme yaşına gelmiş olan kız ve erkekleri şu kapalı salonda, şu gün toplansınlar".
Dört ana kastın bölünmüş olduğu yaklaşık üç bin alt-kasttan birinin, evlilik çağına
gelmiş binlerce üyesi bu gazete ilânıyla birlikte bir kapalı salonda toplaşıp
birbirlerinin dest-i izdivacına talip oluveriyorlar.
Sihizm, Hinduların işte bu kast sistemine bir tepki olarak ortaya çıkmış ve bundan
beş asır önce Hinduizm ve İslam dinlerinin en iyi özelliklerini bir araya getirme
fikrinden doğmuş.
Sihlerde kast yok, dul kadınların yakılması, içki ve tütün kullanılması ise kesinlikle
yasak. Sihler makas ve jilet kullanmıyorlar, sakallarını örüyorlar, saçlarını
da kesmiyorlar.
Sokakta yürürken ağızlarını bir bezle kapatan insanlara rastlıyoruz zaman zaman.
Bunların Jainler olduğunu öğreniyoruz.
Budizme çok benzeyen bu dinin taraftarları yaşayan canlılara zarar vermekten müthiş
korkuyor ve kesinlikle et yemiyor. Hatta bazı keşişler kazara bir böcek kaçar
korkusuyla ağızlarını sürekli bir parça bezle kapatıyorlar. Bunların içinde, maddi
şeylere değer vermemenin bir belirtisi olarak çıplak gezenlere de rastlanıyor.
| Delhi'de
"açık çamaşırhane" |
İlk
durağımız Delhi.
Bir zamanlar "İngiliz tacındaki elmas" olarak adlandırılan Delhi,
bugün dünyanın en kalabalık demokrasisine başkentlik ediyor.
Kentin her yerinde kollektif bir çamaşır yıkama ve kurutma harekâtı gözümüze çarpıyor.
Meydanlarda, parkların çevresindeki demir parmaklıklarda dur durak demeksizin,
yıkanmış çamaşırlar kurutuluyor.
İnsanlar o kadar beyaz giyiyorlar ki doğal karşılamak gerek herhalde bu "açık
çamaşırhane" görünümündeki kenti.
Kentin her yanı yemyeşil. Oyuncakmış izlenimi veren üstü sarı, dışı siyah mini
mini sevimli taksiler dolaşıyor yollarda.
Büyük caddelerden birine K.Atatürk adının verilmiş olması dikkatimizi çekiyor.
Bir zamanlar Hint-Türk imparatorlarının fil sırtında gezindikleri Delhi sokaklarında
şimdi binlerce motosiklet inanılmayacak gürültüler çıkararak fır dönüyor.
Dört kişilik bir ailenin motosiklet yolculuğunu izliyoruz merakla. O denli rahat
ve sereserpe oturmuşlar ki sanki limozinde gidiyor gibiler!
|
İlkin,
sokaklardaki insan seline bakıp bakıp, "Delhi, Hindistan'ın en kalabalık
kenti olsa gerek!.." diye düşünmüştüm.
Oysa Delhi, nüfus yoğunluğunda ancak üçüncü geliyormuş. Bunu öğrendikten sonra
diğer iki kentin caddelerini düşünmek bile istemiyor insan!
Ülkede, sokakta yatanların sayısı inanılmayacak boyutlara ulaşmış. Ancak, tüm
yoksulluğa karşın, hırsızlık ender görülen olaylardan Hindistan'da.
Sokaklardaki sefalet görüntüleri yanısıra sadece kuşlar için yapılmış bir hastane
de bulunuyor Delhi'de.
Kuş Hastanesi'nin hemen yanında bu hastaneyi kuran dini tarikatın mabedini
görüyoruz. Hastanede onbinlerce kuş ameliyat ediliyor, tedavi görüyor. Kuşlara
süper ihtimam gösterilirken bu hastanenin bahçesine giren meraklı çocukları ise
bakıcı sopayla kovalıyor! Ne mutlu Hintli kuşlara! Darısı da tüm insanların ve
diğer hayvanların başına!..
Yeşil sahalarda kriket oynayan insanlar görüyoruz sürekli. Caddeler inanılmayacak
derecede hareketli ve her şey doğal seyri içinde akıp gidiyor sanki.
Ve öylesine doğal karşılanıyor ki her şey, yolun kenarına motosikletini park edip
ana caddeyi genel tuvalet gibi kullanan insanlar bizim dışımızda kimsenin ilgisini
çekmiyor. Süper lüks apartmanların hemen dibinde, naylon torbalardan yapılmış
birkaç metrekarelik mezar gibi evlerin önünde çaresiz görünümlü insanlar görüyoruz
zaman zaman.
Her yerde karşımıza çıkan ve son derece özenle yapılmış dev boyutlardaki yağlıboya
sinema afişleri ise bu ülkede sinema endüstrisinin gücünü kanıtlıyor sanki.
Zaman zaman, Hintlilerin doğuştan birer profesyonel fotomodel olduğunu düşünüyorum...
Minicik çocuklar, ya da yaşlı amcalar fotoğraflarının çekildiğini anladıkları
zaman inanılmayacak kadar ustaca poz veriyorlar.
Sonra da "fotorupi, fotorupi" diye fotoğraf çekenin peşinden koşturup
Hint parası rupilerden istiyorlar.
Çocuklardan birine verince de bunu gören diğerleri akın akın "fotorupi"
diye diye geliyorlar. Yılan oynatan adamın uzaktan fotoğrafını çekiyoruz "rupi,
rupi" diye işaret ediyor ta oradan!..
Devam

|