20/Şubat/2003 5. gün (Zahedan / Pakistan sınırı Taftan çölü )
Sabah 05:00 erkenden Zahedan'dayım,
otogarda bir taksici ile anlaştım ama anlaşamamışız beni bir
meydanda başka bir taksiciye verdi bunun istediği 5 $ ben diğerine
1 $ verdim sandım ki hepsi 1$
yarım saatlik bir yoldan sonra sınır geldik tabi ki saat erken olduğu
için sınır kapalı bekleyenlerin
arasına karıştım, yolun trafik' e kapalı olduğu yerden sınır binasına
bayağı mesafe var bir toyotalı
arkaya bin dedi çantayı arka kasaya bıraktım. Biraz sonra İran sınır
askerleri geldi bıyıklı bir
komutan barikatı açtırdı bende kamyonete bindim 3 kişi daha var
battaniyenin altında oturuyorlar
komutan araçları kontrol etmek de bizimkine geldi battaniyeyi kaldırdı
adamların elleri kelepçeli
meğersem pasaportsuz İran'a kaçak girmişler sınır dışı edilmekteler.
Sınır binasına geldik daha
açılmamış başladık beklemeye, 1,5 saatlik bekleyişten sonra kapı
açıldı
bu ararda 1 Pakistanlı ile ismi Abdülmecit , dost olduk ve sınırı
geçtim artık Pakistan'dayım.
Pakistan tarafındaki işlemleri hallederken 1 Avusturyalı çocuk ile
tanıştık ismi Reni oda Avusturya'dan
yola çıkmış.
İşlemleri halledip sınırın biraz çıkışında bekleyen süslü püslü
bir otobüsle anlaşıp Quetta'ya bilet aldık
otobüs önce taftan köyüne geldi burada sıcağın kaybolmasını bekleyeceğiz
çünkü yolumuz Taftan çölü.
Ve Bellücileri'n köyündeyiz
burası Pakistan'ın Bellüci bölgesi. Biraz dolaştıktan sonra pis
mi pis bol sinekli
miskin mis kin oturmuş çöl adamlarının olduğu bir yerde yemek yedik,
haşlama ve bezelye yemeği acayip
lezzetliydi bir de güzel çay içtik.
Köyde yol kenarlarına oturmuş
bolca döviz bozuculardan biri ile anlaşıp Reni ve ben biraz dolar
bozdurduk, meydanda oturup etrafı seyretmeye başladık, insanlar
miskin miskin dolaşmakta
yanımıza gelip konuşmaya çalışmaktalar tabi ki Abdülmecit onlara
bir şey anlatmakta soruları
cevaplamakta, kalkıp acilen otel gibi bir yerin tuvaletine girdim
ishal olmuşum pantolonu indirir
indirmez yaptım, ulan sular akmıyor aceleden kontrol etmeyi unuttum
ve benim tedbir olarak
yanımda bulundurduğum kolanyalı mendil bitmiş harbiden sıçtık, içimdeki
atleti zar zor yırtarak
çıkardım ve kıçımı sildim, bir daha bu hatayı yaparmıyım.
Ve süslü püslü otobüse
bindik çöl yolculuğu başladı. Otobüsün içi dışından daha süslü ama
eski.
Otobüsün içinde acayip bir koku var ve çok ağır bir koku ilk defa
burun kemiğinin sızlamasının ne
demek olduğunu anladım bakalım alışabilecekmiyiz. Şoför ve diğer
adamlar acayip cana yakın
insanlar bize ön tarafı verdiler üçümüzde en öne yerleştik ve çöl
manzarasıda başladı alabildiğine
uçsuz bucaksız bir görüntü, bol cana hayvan leşleri. Yer yer yol
kum tepelerinden dolayı kapalı tek
araba zor geçmekte ve trafik soldan işlemekte,
Otobüsün ön tarafında kaptanın
yan tarafı uzun motor üstü burası hem masa hem koltuk hem de
arasıra personel yatmakta herkes ayakkabılarını çıkarttı, yemiş
kabukları, içilen sigaralar ve mutelif
çöpler koridora atılmakta, otobüsün içi leş gibi oldu.
Hava karardı bir yerde mola verdik namaz vakti herkes indi ve çölün
ortasında namaza durdu,
sanırım bu manzarayla Pakistan'da çok karşılaşacağım.
Yemek molası verdik , yerde
bir örtü, masa falan yok, bir kazan yemek, kaplar kirli, yahni varmış
aldık ve toz toprak içinde bir güzel yedik. Tekrar yola koyulduk
gece yoldan bir dilenci aldık
birşeyler mırıldandı ve para toplayıp zifiri karanlıkta otobüsten
indi.
Gece birde baktım koridora battaniyeler sarılmaya başlandı hem de
hiç temizlenmeden
üç tane yatak yaptılar ve personel bir güzel yattı.
Sanırım benim için yolculuk yeni başladı otobüste ve yolda yaşadıklarım
tam bir canlı flim gibi.
21/Şubat/2003 6. gün
(QUETTA )
Çok zevkli bir yolculuk
dan sonra Pakistan'ın Quetta şehrine saat 07:20 gibi ulaştık,
bir sonraki durak için ben ve Reni Lahor' a bilet aldık Abdulmecitte
Karaçi' ye bilet aldı.
Otogarda kaymak, yumurta,
sütten oluşan harika bir kahvaltı yaptık. Abdülmeciti otobüsüne
bindirip Reni ile birlikte şehir merkezine yürümeye başladık Quett'a
pek de iç acıcı bir şehir
değil pis ve düzensiz sıkıcı bir yer biraz dolaşıp Para bozdurup
süslü püslü bir şehir dolmuşuna
binip otogara geri döndük.
Tuvaletlerin orada bir
güzel saçımı ve ayaklarımı yıkadım, duvar kenarına oturup ayaklarımı
uzatıp bir güzel dinlendim.
Yine otogardaki lokantada yahni ve çok lezzetli patatesli bezelye
yedik ve otobüse bindik.
Saat 13:45 Lahora hareket ettik, yol acayip virajlı ve çok kötü
Reniy'e bu yolu trenle geçelim
dedim ama sorduk soruşturduk tren çok uzun sürüyormuş, tek tesellimiz
vadilerden geçerken
izlediğimiz manzaralar, bir kaç köyde mola veriyoruz bunların birinde
şeker kamışı çiğnedim
küçük, küçük dilimlenmiş parçaları ağzına atıp çiğniyorsun kalan
posasını' da tükürüp atıyorsun.
Yine bol cana namaz molası veriyoruz bizden başka kimse kalmıyor
herkes namaza.
Bir ara bir kolanyalı mendil
çıkartıp yüzümü gözümü sildim, biraz sonra önde homurdanmalar
başladı ve dönüp, dönüp arkaya bakmaya başladılar, muavin biraz
sonra yanıma gelip hafif
kızgın bir şekilde bir şeyler söylemeye başladı yan koltuktakiler
yerdeki mendili gösterdiler
oda mendili alıp öne götürdü ve şoföre gösterdi muavin tekrar gelip
"no alkol" " no alkol"
demeye başladı, hayda, ulan ne bok yedik, alkolün a' sı bile yasak
bu ülkede.
|