|
XVII.
asrın geniş görüşlü, açık ruhlu, tatlı
sözlü gezgini EVLİYA ÇELEBİ Antep'e iki defa uğramış
ve seyahatname adlı eserinde bu şehrin
medreselerinden, türbelerinden, hamamlarından ve
çarşılarından övgüyle bahsetmiştir.
Gerçekten de bu şehri, komşu olduğu diğer
şehirlerden ayıran en önemli olgu "harekettir."
Havasından mı suyundan mı bilinmez burada yaşayan halk tutkulu, inatçı ve çalışkandır.
Sabah çok erken saatlerde açılan çarşıda esnafla sohbet ederken bu konuda bir
özdeyiş öğrendim. Antepliler bu durumu kendi şiveleriyle şöyle açıklıyorlar:
"Aş da sabahleyin, iş de sabahleyin"
Sanki
bu söz şehrin son on yıldaki şaşılası değişimini açıklamak için söylenmiş. Zira
Gaziantep Türkiye'de devlet kredisi almadan sanayileşen tek şehir. Buraya ilk
defa gelenler önce şaşırıyor, sonra hayran kalıyorlar. Çünkü yaşam standartı oldukça
yüksek olan bu kent yüksek binaları ve şaşalı yapılarıyla göz kamaştırıyor. Galiba
bu nedenle doğunun Paris'i yakıştırması yapılıyor sık sık.
Kentin ortasında
yer alan devasa park alanı şehre
bambaşka bir hava katmış. Yemyeşil çimenler, kafeler, çocuklar için oyun alanları...
A'dan z'ye herşey itina ile düşünülmüş. Atatürk Parkı aynı zamanda eski ve yeni
Antep arasında da bir çizgi.
Yerli halk televizyon ve dergilerde hep eski kentin
anlatılmasından muzdarip olsa da bir gezgin olarak
benim de ilk hedefim eski kent merkezi.
Eski
çarşı alanın bulunduğu Balıklı'dan geçerek
ETNOGRAFYA Müzesine ulaşıyorum. Hasan SÜZER'in eski taş bir Antep evini alıp düzenlemesiyle
kurulmuş müze Haremlik, Selamlık, Mutfak ve Mahzen gibi bölümlere ayrılmış. Odalarda
geleneksel kıyafetler giymiş mankenler var. O dönem yaşamını sembolize ediyor.
Üst terasta ise enfes bir manzara... Bu evin benim için de özel bir yeri var.
Büyük annem burada evlenmiş ve babam dünyaya gözlerini bu evde açmış. Avluda dolaşırken
hayale dalıp gidiyor insan. Bu heybetli taş duvarlarda ne anıların, hangi yaşanmışlıkların
gizli olduğunu sormadan edemiyorum kendime.
Müzeden çıkıp Kayacık Mevkiine geldiğimizde tarihi EYÜBOĞLU Camii Şerifi ile karşılaşıyoruz.
Camiide yer
alan raylı mihrab görülmeye değer.
Kentte bulunan diğer bir müzede Şehir Müzesi.
Zeugma'dan gelen mozaiklerle zenginleşen müzede tarih mi, medeniyet mi soruları
arasında bocalıyorsunuz. Ama galiba yarışı hep tek dişi kalmış canavar kazanıyor...
Şehre tam tepesinden
bakmak isteyenler Gaziantep
Kalesi'ne çıkabilirler. Ancak restorasyon çalışmaları
hala devam ettiğinden bu biraz güç olabilir.
Artık iyice yorulmaya
başlayınca her köşe başında
bulunan bir "dürümcüye" uğrayıp açlığınızı leziz
kabaplarla bastırabilirsiniz. Benim favorim eski
çarşının yukarı kesimlerinde bulunan İMAM ÇAĞDAŞ
Restaurant. Son derece geleneksel ve temiz. Ne yazık ki akşam servisi yok!
Gaziantep'in bu bölgesine gelince ELMACI Pazarı ve
Bakırcılar Çarşısı mutlaka gezilmeli. Rengarenk otlar,
kurutulmuş patlıcanlar, sıra sıra dizilmiş kırmızı
biberler... Kendimi Hint yapımı filmlerden birinde
sanıyorum. Ama dükkan sahipleri ile sohbet edince daha da şaşırıyorum. Eylül ayı
Gaziantep'li hanımların "iş ayı" imiş. Bu ay boyunca herkes kışa hazırlık
yapan karınca misali çalışırmış. Fotoğraf meraklıları Eylül'de buraya akın eder
balkonlarda kurumaya bırakılan biberleri, kabakları ve patlıcanları
görüntülemeye çalışırmış. İlginç bir mizansen
olurdu...
|
Bu
hoş sohbetten sonra Bakırcılar Çarşısına girip
ilk bulduğum atölyeye dalıyorum. Yarın öbür gün lazım olur diye de kalay nasıl
yapılır onu ğreniyorum.
Burada yaratıcılığınızı kullanarak çok ilginç
hediyeler alabilirsiniz. Özellikle yöresel Paşa
Mangalı çok meşhur. Ama benim gözüm çarşının çıkışında bir sandıkçıya takılıyor
nedense... Tahtadan oyularak yapılmış bir çeyiz sandığı bu. Ceviz ağacından imal
edilmiş. Ama fiyatı beni aşıyor. Zaten çeyizle de hiç işim olmaz, ben özgürüm
ya... Yine de dekoratif amaçla kullanılabilir.
Eski
kent merkezini tamamlayıp yeniye doğru yol
alıyoruz. Şehirde iki sinema, bir bowling salonu ve
bir tiyatro var. Bu nedenle gençler genellikle
kafelerde vakit geçiriyor. Ama anlaşılan bu durumdan
pek hoşnut değiller. Yeni vizyona giren filmler
sinemalarda gösterimde. Ancak kendime sormadan
edemiyorum. Gaziantep Türkiye'nin altıncı büyük kenti.
Akıl almaz bir şehircilik anlayışı var ama şehirde
hala bir Devlet Tiyatrosu yok. Oysa tanıştığım
insanlar şehre turneyle gelen oyunların hiç birine
kaçırmamış. Bana kalırsa bu seyirci potansiyeli
değerlendirilmeli.
Yemek bu şehir
için hayati bir öneme sahip. Öğünler
törensel bir havada yeniyor. Pazar sabahlarının
vazgeçilmezi KATMER... Fıstık, kaymak ve incecik
açılmış hamurla yapılan bit tür tatlı olmasına rağmen
kahvaltıda yeniyor. Yapımını izlerken hayrete düşmemek elde değil. Mahmut Usta
küçücük bir hamur yumağına çevire çevire inceltiyor. Benim de bir denemem oldu.
Ama inanın yemesi daha kolay :)
Yemeklerde yer yer Arap Mutfağı'nın etkileri var.
Patlıcan, yoğurt ve kıyma ile yapılan ALİ NAZİK,
hanımların saatlerce ufacık ufacık yuvarladığı
YUVARLAMA, İÇLİ KÖFTE hemen aklıma gelenler... Özenle hazırlanan kebapları ve
müthiş lezzetli tatlıları
anlatmak için ayrı bir yazı yazmam gerek. Ama bir
fikriniz olması için şunu söyleyeyim ki üç günde iki
kilo alarak döndüm... Onun için kolestrol sorunu
olanlar aman DİKKAT!!!
Son
bir uyarı da şehri Pazar günü gezenlere...
Sakın gök yüzünde yükselen yoğun dumana aldanmayın, itfaiye falan çağırmayın.
Pazar günü yediden yetmişe herkes şehrin yakınlarında bulunan DÜLÜKBABA Ormanlık
alanında piknik yapıyor. Duman da yanan mangallardan geliyor...
Gezim bittiğinde yeniden buraya geldiğime memnun
Atatürk Parkı'nda bir banka oturdum. Batmakta olan
güneşin ULU Camii üzerinde bıraktığı yansımalara dalıp kaldım...
Tuğcan
Hotel (*****) 342.220 43 23
Faks:342.220 32 42
Tilmen
Hotel (****) 342.220 20 81
Faks :342.220 90 91
Ayıntap Hoteli (***):342.215 16 01
Detaylı bilgi için:www.gazianteprehberi.com
Kurtuluş Savaşı
sırasında çok sayıda kahramanlık destanına sahne olmuş bu kente "GAZİ"
ünvanının verilmesinden sonra gelen ATATÜRK halkın yoğun ilgisiyle karşılaşır.
Ata'yı memnun etmek isteyen halk adeta birbiriyle yarışır. Tepsiler dolusu tatlı,
kutular dolusu fıstık sunulur...
Atatürk bu ilgiye biraz sitemkar ama şaka yollu şöyle karşılık verir: -
"Fıstıksız bir bardak su alabilir miyim?"
|