| Gözde
Tezcan ile Urfa gezisi... |
Evleri , çarşısı , tarihi , toprağı
, o toprağın insanı ve o insanların türküleri ile URFA. Yaşanılası gereken
tütsü kokulu şehir. Bir şehir ilk kez beni bu denli eyecanlandırıyor
içimde ki çocuk öğrenmek için sabırsızlanıyor , hava sıcak belki 40 derece
dışarısı , bir gece önce Adıyaman'da efsaneyi yaşamışlığın hazzı diğer
bir tarafta ise Nemrutta güneşin doğuşuyla birlikte içtiğim şarabın tadı.
Ve şimdi Urfa dayım... Otel personeli doğunun misafirperverliği ile karşıladılar
ekibimizi. Bir gece önce hiç birimiz yumadığımız ve yarına enerji toplamak
zorunda olduğumuz için erken yattık o gece.
Ertesi gün sabah erkenden kalkıp , Harran'a gitmek için yola çıktık. Sabahın
ilk saatlerinde şehir uyanmış , bir telaş başlamıştı. Trafik ışıklarında
, otobüsün yan tarafında yaşlılığına inat , bisiklete binmiş başında puşu
, altında şalvar olan ihtiyar adımın gülümsemesi , yüreğimde çiçek bahçesi
açmasına neden oldu. Kara yoksulluğuna inat ışık saçıyordu bakışları.
Güne huzurlu başlamıştım.
Harran'a vardığımızda ilk olarak kaleye çıktık , surları iyi durumda olan
kaleden , külah biçiminde , kubbeden oluşan Harran Evlerini dünyada hiçbir
yerde örneğini göremeyeceğimin bilinciyle bakıyordum ki , yanıma 7 - 15
yaşlarında 8-9 çocuk geldi. Hepsi de bir şeyler istiyordu para , çikolata
, defter , toka , takı ...vs aklınıza ne gelirse isteklerini sıralıyorlardı.
Yanımızda olan birkaç şeyi vermeden önce nasihat etmek istedim ve konuşmaya
başladık. Aslında en çok ilgimi çeken kız çocukları oldu ; yaşı , yaşadığı
yer , kültürü ne olursa olsun kadın her yerde kadındır tezini doğrularcasına
benden devamlı takı , toka makyaj malzemeleri gibi şeyler istiyorlardı.
Solgun ovaya inat kıyafetlerinde fosforlu renklerin hakim olduğu kızlara
kaçıncı sınıfa gittiklerini sordum .
Kimisi
ilkokul bir , kimisi üç , kimisi ise ortaokula gidiyordu. Biraz daha sohbet
ettikten sonra yüreğime bir bıçak saplanırcasına acı gerçeği fark ettim.
İçlerinden ikisi dışında diğerleri okula gitmiyordu. Daha doğrusu önderilmiyorlardı.
Okuma yazma bile bilmeyen, kalem tutması gerenken , nasır dolu elleri
görünce yüzyıllar öncesi bilim kenti olan Harran'ın bu durumda olmasına
inanılmaz üzüldüm. Çocuklarla bir anlaşma yaptık Harran'ı bize onlar gezdirecek
ve istedikleri şeyleri kazanarak alacaklardı. İlk önce Harran Höyüğüne
gittik , ilk olarak höyüğün kuzey doğu eteğinde olan Harran Ulu Camini
gezdik Anadolu'nun en eski camilerinden olan Harran Ulu Caminin taş süslemeleri
gerçekten görülmeye değerdi.
Kitabeli doğu duvarı , mihrabı , cami iç mekanına giren orta kemeri ve
kare gövdeli minaresi ayakta olan caminin gezimi sonrasında yaşlı bir
amca yanımıza gelerek çocukları kovdu. Daha adama bir şeyleri anlatamadan
bir çil yavrusu gibi dağıldı çocuklar. Amca sırtında çuvalı bizi çadıra
davet ediyordu. Ona söz verdikten sonra Harran'ı gezmeğe devam ettik.
GAP Projesinin 1-2 yılda daha fazla kalkındıracağına inandığımız bölgeyi
gezdikten sonra yaşlı amcanın çadırına gittik. Amca tam doğu kültürünün
keskin yüz hatlarına sahipti.
Daha içeriye girer girmez sorunlarını anlatmaya başladı , sanki karşısında
oy toplamak için birkaç yılda bir bölgelerine uğrayan milletvekilleri
vardı. Amca hala ağalın hüküm sürdüğü topraklarda , kan davasından , başlık
parasından bahsediyordu. Sonra anlatmaya başladı kendi öyküsünü"
benim ailem fakirdi ağamızın toprağını sürüyorduk , üstümüzde şimdi olmadığı
gibi o zaman da tek bir tapulu tarla yoktu. 16 yaşında sevdim Kınalı Ayşe'yi
şimdi bile hanımlarımın içinde en çok onu severim tam dört oğul verdi
bana dedikten sonra devam etti.
Kınalı Ayşe'nin babası zamanında çok yüksek bir miktarda başlık parası
istemiş , tabi onda para ne gezsin sonunda karşı aileyi Berdele ikna etmişler.
Yani Şolej Amcanın bir kız kardeşi varmış ondördünde , Kınalı Ayşe'sinin
de bir abisi . Kız kardeşini başlık parası istemeden kızın abisine , onlar
ise karşılığında Kınalı Ayşe'yi Şorej Amca'ya vermişler. Sonra duruyor,
yüzü geriliyor ve gayet ciddi bir ifade ile Berdel in kuralları serttir
diyor kısık bir sesle. Köy meydanında buluşma olur ve iki taraf aynı anda
gelir eğer biri geç gelirse Berdel bozulur.
Hele ki taraflardan biri gelmezse ... hele ki gelmezse iç geçiriyor ve
sesizce Kan Davası başlar diyor . Benim içim parçalanıyor sanki bu amca
bu kültürün kurbanı olmuş aslında olanlardan hiç de hoşnut değil. Sonra
bana dönüyor senin saçların sarı , tenin açık burada en fazla başlık parasını
herhalde sen alırdın diyor kıs kıs gülerek.
Oradan ayrıldığımızda , aslında Türkiye hakkında bir şey bilmediğimi ya
da tam olarak hissedemediğimi anladım.
|
Urfa'ya
döndüğümüzde tarihi Urfa Çarşısının yakınlarında bir lokantaya girdik
, Urfa Kebabı , ayran sipariş verdik. Urfa Kebabının bu kadar lezzetli
olduğunu ancak Urfa'da yiyince anladım Adananlılar kızmasın ama Urfa Kebabının
tadı sanki bir başka güzel. Yemekten sonra bize mırra ikram ettiler. Kahveyi
kısık ateşte yarım saat kaynattıktan sonra yedi kere daha kaynatılıp elde
ediliyor mırra. Mırralarımıza içtikten sonra Tarihi Urfa Çarşısına girdik.
Burnumuza keskin bir isot kokusu geldi zira çarşıda baharatçı çok fazlaydı
, bunun yanı sıra , kilimciler , demirciler , bakırcılar , kıyafet satanlar
, kürkçüler , vardı .Çarşı o kadar büyük ve ihtişamlı ki sokak araları
, hanlara açılan kapıları kahvehaneleri barındırıyor içinde. Her yerde
İbrahim Tatlıses , kaset ve posterleri ile dolu olan çarşıda nerede oturursanız
oturun hepsinin İbrahim Tatlıses'le ilgili bir anısı var.
Çarşıyı anlatırken Kuşçuluktan bahsetmemek sanırım haksızlık olur. Anadolu'da
bir çok yörede güvercin beslenmesine rağmen Şanlı urfa bu konuda en yaygın
olan ilimizdir. Kuşçuluk genelde esnafın özel zevklerinden biri haline
gelmiş Urfa'da akşama doğru dükkanını kapatan kuş meraklıları ve yetiştiricileri
hemen kuşlarıyla ilgilenmeye başlıyor. Kuşçu Kahvehanelerinin başında
gelen Çardaklı Kahvehanede mırralarımızı içerken kafeslerin içinde , kuşlar
oynaşıyor , belki yüz tanesi ise dışarıda kafalarımızın üzerinde uçuyordu.
Yılan , fare , deniz hayvanları , ve sayamadığım bir sürü hayvandan korkmayan
ben , kuşlardan daha doğrusu uçan hayvanlardan korktuğum için fazla oturmadan
çıkıyor ve doğrusun doğruya Hz İbrahim'in ateşe atıldığı balıklı göle
yöneliyoruz. Şehrin ortasında yer alan balıklı göl ve Camisi o gün de
her zaman ki gibi kalabalıktı adak adayan kadınlar , turistler , işportacılar
sanki bütün şehir oradaydı.
Camiyi ziyaretimiz sonrasında At pazarını içinden geçerek haremlik ve
selamlık kısımları bulunan Geleneksel Urfa Evlerini görerek , otelimize
döndük. Bir duş aldıktan sonra sabah rezervasyonumuzu yaptırdığımız Geleneksel
Urfa Sıra Gecesine gitmek için hazırlandık. Dede Mehmet Efendi ve ekibinin
bizim için özel hazırladığı , gece sanki şu an hiç yaşanmamış bir düş
gibi kalmış belleğimde. Şu güne kadar bir çok eğlencede bulunmuş ben bunun
tadını ve verdiği hazzı silemedim hafızamdan . Yer sofraları hazırlanmış
, bir kişi devamlı çiğ köfteyi yoğuruyor.
Bizler ise yerde bağdaş kurup oturmuş türkülere eşlik ediyorduk. , "Urfanın
etrafı dumanlı dağlar aman aman , gezme ceylan bu dağlarda seni avlarlar"
Sonrasında türkülü sazlı sözlü kebaplı , çiğ köfteli ve rakılı gecemizin
nasıl geçtiğini bile anlamadan saatler gece yarısını gösterdi. Mırralarımızı
içip , şıllık tatlılarımızı yedikten sonra otelimizin yolunu tuttuk.
Sanki şu iki günde yaşadıklarımız bir rüyaydı , sanki farklı bir boyudaydık
ve uyanmak istemiyor gibiydik hiçbirimiz. Urfa etkilemişti beni şehri
, insanları , tarihi , gelenekleri , çocukları , yaşlıları , kadınları...
- Bir türkü yükselir Anadolu'mun göklerinden , içli bir türkü
- Yanık yanık anlatır yaşanmış binbir öyküyü
- Halkımın bağrından kopmuştur hepsi de nice dertler yüklü.
- Anadolu bu her karış toprağı ayrı bir türkü , ayrı bir öykü
- Zorlu bir yaşam kavgası içindedir Anadolu insanı ,
- Kanı canı herşeyidir , eğer varsa bir avuç toprağı,
- Ama bir de yoksa , çalınır el kapısı , çekilir ağa kahrı.
- Bir tas çorba , bir parça ekmekle karnını doyurabilmek içindir
tüm uğraşısı
- AĞA hazretleri , ziyafet sofrasında , düşünür mü hiç kapısında
yarı aç çalışanı
- Aklına getirimi , midye dolmasını , havyarı yerken ekmek için
ağlayan çocukları
- Küpü ve ambarları dolsun yeter , umurunda mı alın teri umurunda
mı gözyaşları
- Tüm dünyasıdır onun malları , parası , rakısı yanında üç beş
karısı ..
- Derdi yalnız ağa ve toprak mıdır Anadolu insanının ?
- Yol , su ,ışık doktor başlıcalarıdır sorunlarının.
- Uzanacak bir el bekler yokları var edecek bir el.
- Okulsuz , öğretmensiz kalmıştır bir çok köylerimiz
- Dağlarda çayırlarda çobanlık yapar çocuklarımız
- Bilginin ışığından yoksundur , nice genç beyinler
- Atom çağında , adını bile yazamıyor nasırlı eller
- Niçin , neden hep büyük şehirlere toplanmış medeniyetler.
- Anadolu bizimdir , bizimdir o ışıksız , okulsuz , doktorsuz yerler.
- Haydi gelin koşalım bizi bekliyor , kutsal görevler.
- Ellerimiz bu amaçla birleşsin , bitsin artık dertler kederler.
NİLGÜN ACAR
|