|
TARİHÇE
Antik çağda
Cappadocia, Bizans Döneninde Korama, bugün Göreme diye bilinen
bölge, bir yandan orta Anadolu'yu Filistin ve Suriye'ye diğer
yandan Ciliciya'yı Karadeniz'e bağlayan antik yolların kesişiminde
bulunmaktadır.
Bu bölgede
Bronz Devrine (M.Ö.3000) kadar inen bir yerleşmenin bulunduğu
arkeolojik buluntular ile belgelenmiştir. "Tarih çağlarından
|

 |
|
önceye ait höyüklerin yanı sıra, 2000 yıllarından
sonra da Hitit,Frig, Pers ve Makedonyalılar bölgeye
egemen olmuştur. İskender imparatorluğu
parçalandıktan sonra bağımsız Cappadocia Krallığı kurulmuştur. M.Ö.III-I yy.lar arası. Eski Dünyaya yayılmış olan Helenistik akımlar bölgede de yüzeysel bir biçimde etkili olmuştur.
M.S. 17-18'de
Cappadocia, Roma imparatorluğunun sınır eyaleti olmuş, Kayseri'ye
yakın Eusebia (Mazaka) adındaki eski yerleşme Caesarea adını
alarak, imparator Tiberius tarafından eyaletin başkenti olmuştur.
Bu eski kentin yanına da Aziz Büyük Basileos (329-379)'un kurduğu
manastır ve hastane çevresinde geliştiği sanılır. 605'de Sanani,
647'de ise Arap istilaları ardından VII-VIII. yy.lar boyunca
süren Arap saldırıları yüzünden Bizanslıların Toros'ların kilit
noktalarında inşa ettikleri kaleler sistemi yoluyla Ciliciya'dan
başkente acil haberler kısa sürede gönderilebiliyordu.
Cappadocia'nın
güneyinde uzanan Melendiz Dağları ile Hasan dağı, Arap saldırılarına
kalkan oluyordu. Bu arada zoraki göçler sonucunda kendilerine
güvenilir barınaklar arayan rahipler, bölgenin doğal yapısının
sağladığı avantajdan faydalanıp, bu bölgede dini faaliyetlere
başladılar. X.yy.da Nicephorus Phocas'ın Bizans imparatoru olmasından
sonra önem kazanan bu bölge, 1071 Malazgirt Savaşından sonra
Türk tehlikesi baş göstermiş, nitekim Kayseri, önce Danişmentoğulları'na
başkentlik etmiş, 1174'de Selçuklu yönetimine geçmiştir. 1243'de
Moğolların eline geçen kayseri, daha sonra Ertena Beyliği idaresine
girdi. Bölgenin Osmanlı hakimiyetine girişi ise 1515'de Yavuz
Sultan Selim zamanında olmuştur.
Yaygın
bir manastır yaşamının var olduğu sıralarda ( X - XI.yy.da)
bu bölgeye yerleştirilmiş olan Ermeniler, Rumlar ile içiçe,
ancak birbirine karışmadan yaşamaktaydılar. Bu topluluklar XIII.yy.daki
Moğol istilası ile, Türk birliğinin Anadolu'da kriz geçirdiği
sıralarda, Göreme civarında belki de bir sosyal harekete girişmişlerdi.
1270'de Asya'dan gelerek bu bölgede ufak bir köyü kendisine
merkez yapan Hacı Bektaş Veli, Anadolu'nun sosyal yapısını değiştirecek
çalışmalara başlamış, kurduğu okulda yetiştirdiği öğrencileri
tüm Türk dünyasına göndermişti. Osmanlılar devrinde de bu tip
kitlesel olaylara sahne olan bu bölge, XV.yy.da önemli bir Türk
yerleşmesi olarak sivrilmiştir. Buna rağmen Göreme ve çevresinde
Hıristiyan kültür ve varlığı kesintisiz olarak xx.yy.'a kadar
ulaşmış, fakat önemli değişikliklere uğramıştır. Lozan Antlaşmasından
sonra Rumların boşaltmış olduğu Göreme bölgesinde, Sinasos ve
Gelveri gibi köyler ve diğer mahallelerde fresko süslemeleri
olan yeni yapılar bu toplulukların ürünleridir.
|