|
Buz Otel : Kutupta Tatil Keyfi (Mizah)
Değerli dostlar,
Sizlerle çok özel bir geziyi paylaşmak istiyorum. Kuzeye, Kutup
Dairesi'nin de yukarısına götüreceğim sizleri. Ice Hotel'e, yani
İsveç'in neredeyse en kuzeyinde, Kiruna yakınlarındaki Jukkasjarvi
Buz Otel'e… Lapland'a, Lap'ların anavatanına… Bu yazıyı hazırlarken,
önümde iki seçenek vardı… Birisi, Buz Otel'i, tüm teknik detayları
ile sizlere aktarmak. Ama bu tür bilgilere, artık Internet dahil,
birçok kaynaktan ulaşabiliyorsunuz.
Hatta gitmediği halde, buraları görmüş gibi yazan "tatlı su gezginleri"
de son sıralarda oldukça çoğaldığı için, ben gönül pencerenizde,
başka bir boyut açmak istiyorum Bu soğuk yerlere en sık giden rehberlerden
biri olarak, sizleri kağıt üzerinde gezdirmek yerine, maceranın
içine davet etmek amacındayım. Ümit ediyorum, geziler sırasında
karşılaştığım olaylar, unutulmaya yüz tutan ilginç noktalar, ilginizi
daha çok çekecektir. İçine de biraz (!) mizah ektim ki, sıkılmayasınız…
Bu tür zorlu ve mükemmel gezilerin değişmez ismi, acentam İstmar
Turizm'in, Türkiye'nin konusunda en önde gelen kuruluşu için düzenlediği,
her türlü detayın düşünülüp başarı ile gerçekleştirildiği Buz Otel
Gezisi için, oturduğunuz yerde arkanıza rahatça yaslanın, üşütmemek
için üstünüze kalın birşeyler alın ve okumaya başlayın. Kimbilir,
belki başka bir coğrafyada da, sizlerle beraber oluruz…
 |
Tıkla Büyüt |
ON DI ROOD EGEN : YİNE
YOL GÖRÜNDÜ GURBETE
Uçağımız İsveç'e gitmek üzere havalanmadan önce, gezilerde sık sık
beraber olduğum bir dostum heyecanla yanıma geldi. Kendisi "gadget"
hastasıdır.
Teknolojik olarak kıvır zıvır, ne ararsanız onda bulunur. Baktım
koluna kocaman bir saat takmış. Patatesin biraz iricesi.
- "Paşam ne icatlar var bu sefer?"
- "Özge, bak bunu iki gün önce Singapur'dan aldım. Bu saatte herşey
var. Altimetre bile…
Artık pilot, "bilmemkaçbin metredeyiz" derse, şakkadanak bakıp ölçeceğim,
yanlış söylerse yandı. Kanıt kolumda…" Gerçekten enteresan bir dijital
saat idi. Dijital pusulası, termometresi, barometresi, kısaca aklınıza
gelebilecek hertürmetresi mevcuttu. Boş bulunup sordum :
- "Hocam saat kaç?" Bir duraladı. Birkaç saniye tereddüt etti, eliyle
birkaç düğmeye bastı. Mırıldanmaya başladı :
-"Ritörn, yes, menü, edit, çuuz, taym…. Hmmm. Bu kronometre imiş…
Bek, entır, setingz… Bu da değil…"
- "Baba, dur ben bunun bir kullanma kılavuzuna bakayım" diyerek
uzaklaştı. Arkasından bağırdım :
-"Olm belki caponlar buna saat koymayı unuttular!" Bu gezi için
özel olarak kiraladığımız uçağımızla yola koyulduk. Birkaç saat
sonra, "Kuzey Kutup Dairesi" olarak adlandırılan 60. paraleli geçerken,
üzerinde İsveç'çe "Evet, işbu vatandaş Kuzey Kutup Dairesi'ni geçmiştir"
yazılı bir belgeyi de tüm konuklarımıza dağıttık.
Tabii ki önceden, kaptanla konuşarak, koordinatları ve zamanı saptamıştık,
kısa bir anons yaptım, paralelleri, meridyenleri, dönenceleri ve
dünyamızın ekseni ile yaptığı açıyı anlatarak önce herkesi yıprattım.
Diğer görevli arkadaşlarım da o sırada, isme yazılı belgeleri vermekteydiler.
Dağıtmaya önden başladılar, en arkaya vardıklarında, kimse üzerinde
taşımak istemediğinden, tekrar geri toplamaya başladık… Bu arada,
yine şirketin gezilerinde sık sık beraber olduğumuz bir dost bana
seslendi :
-" Özge, sen anonsu yaparken, aşağıda siyah bir çizgi gördüm… Bak
hala devam ediyor. Bahsettiğin daire o mu?"
Dumur bir halde koltuğuma
oturdum. Kısa bir süre sonra uçağımız alçalmaya başladı. Aşağıda,
engin bir beyazdan başka birşey görülmüyordu. Nihayet temizlenmiş
pisti görebildik, kısa bir turdan sonra iniş yaptık. Kaptan tekeri
piste biraz sert koydu. Dünya üzerinde, iniş yapabilen pilotu alkışlayan
tek millet olarak, sıkı bir alkış kopardık.
 |
Tıkla Büyüt |
İşte ben bunu hiç anlamıyorum
: İşini yapan birini alkışlamak. Tamam, uçak kullanmak o kadar kolay
değil, ama adam işini yapıyor yahu. Yani kaldıracak, uçuracak ve
indirecek. O yüzden, bazen ilk defa Türkiye'ye gelenler, bu alkış
işine çok şaşırıyorlar… Düşünsenize, kasap eti kesiyor, sarıyor,
"şak şak şaşak." Minibüs son durağa geliyor, alkış…
Herneyse, derin psiko-sosyolojik
tahlilleri kısa keselim. Ama şüphesiz, aramızda "ana muhalefet liderleri"
de fazla idi. "Nerede Türk varsa uzman oradadır" teorisinden hareketle,
uçak içindeki yüzyirmiyi aşkın pilot, çevresindekilere, böyle bir
piste nasıl inileceği konusunda "Final Approach & Touchdown" dersleri
vermeye başladı.
Şimdi amatör bir pilot olarak muhabbete su yastığından başlayıp,
bu tür pistlere sert iniş yapılması gerektiğinden girecektim ki,
baktım pist bitti…
Evet, pist ileride sona eriyordu. Terminale gidecek yan bir "taxiing"
yolu yoktu. Ben kaptan pilot ne yapacak diye düşünürken, uçağı hafifçe
sağa aldı, pist kenarını neredeyse sıfırladı, sonra sola doğru öyle
bir kepçeledi ki, biz pistin sonundan tam bir "U" dönüşü yapabildik.
Eh, Kiruna'ya bu ölçülerdeki uçak az iniyordu, pist te çok uzun
değildi… Terminal, büyükçe bir hangarı andırıyordu. Alanda bizden
başka uçak yoktu.
Pistin üzerinde, bizim olarak hazırlanmış karşılamayı pencereden
görebildim. İki geyiğin çektiği bir kızak, kızağın üzerinde bir
kazan ve kazanın içinde, içimizi ısıtacak alkollü bir Lap spesiyalitesi.
Daha önceki gezilerden tanıdığım Lap rehber Coco'yu da, geyik derisinden
yapılmış ilginç kıyafeti ile hemen tanıdım. İki Lap daha Coco'nın
yanında yerel kıyafetleri ile beklemekte idi…
Bu yazi Biggtravel seyahat danismani Özge Ersu'nun dergisinin
Nisan - Mayis 2003
sayisindan özel izinle alinmistir. Tüm haklari saklidir.
|