Biggshop
 Ana Sayfa | Turlar | Oteller | Mavi Yolculuk | Uçak Biletleri | Oto Kiralama | Boğaz Tekneleri
Ö Z G E   E R S U

Ağustos'ta Nerede?
Almanya Frankfurt
Zürih, Cenevre
Paris, Nice
Özge Ersu Kimdir ?
Soru Sorun!..
Anılar & Yazılar
 
ANILAR & YAZILAR
 
  Sevgililer İçin Alfabetik Romantizm Rehberi >>
  LOVE Boat >>
  Küba >>
  BUZ OTEL : Kutupta Tatil Keyfi (Mizah) >>
  REŞAT AMCA / 1992 Roma'lı Büyük Avrupa Turu >>
  SLOVENYA EKSPRESİ (Gerilim - Polisiye) >>
BUZ OTEL : KUTUPTA TATİL KEYFİ  ( Mizah )


Mesleğim Coco ile, bir "tertip kucaklaşması yaptık. Coco için herkes, ilk tanıştığında "şirin bir çocuk, neşeli bir genç" der. Coco sayesinde çok iddiaya girdim, çok "kanyak" kazandım. Yaşını tahmin etmek imkansız. Yüzünde tek çizgi yok… İddiayı saptadıktan sonra, bir içki de ona ısmarlamak şartı ile, nüfus kağıdına bakıyoruz hep. Coco, 56, evet, -yazıileyalnızellialtı- yaşında… Havaalanında fazla oyalanmadan, otobüslerimize bindik ve Buz Hotel'e doğru yola koyulduk.

Hava aydınlık ve güneşli olmasına rağmen sıcaklık -10 derece civarında idi. Buz otelin yer aldığı Jukkasjarvi ile Kiruna arası en fazla yirmi dakika. Jukkasjarvi, Lap dilinde "Buluşma Yeri" anlamına geliyor. Yüzyıllardır, Lap'ların bir araya geldikleri, toplandıkları hatta zaman zaman eskiden pazar yeri olarak kullandıkları bir yerleşim merkezi.

Havaalanından otele, istenirse husky'lerin çektiği kızaklar veya snowmobiller ile de gidilebiliyor. Ama gerek sayımızın yüzün üzerinde olması, valizlerimizin çokluğu ve gerekse gezinin düzeni açısından bazı öncelikli bilgilerin otobüste verilmesi zorunluluğu ile, bizler otobüs ile ulaşımı seçmiştik. Kiruna yakınlarında, yeraltında kilometrelerce uzanan madenler var ve bu madenler gezilebiliyor.

Ayrıca, ufak bir kayak pisti ve atlama rampası da Kiruna'lıların kış sporlarına olan sevgilerini (başka şansları varmış gibi) gösteriyor. Gerçekten, bir düşünün, hiç kış olimpiyatlarında siyah derili sporculara rastladınız mı? Bizler, öncelikle büyük bir spor salonuna gittik. Büyük bir olasılıkla, Jukkasjarvi İdman Yurdu'na ait bu salonda, giyecek yığınları yer almakta idi. Bayanlar için ayrı bir tepe, erkekler için de "küçük", "orta", "büyük" ve "çok büyük" olarak sınıflandırılmış yığınlar önünde sıraya girdik. Yurdum insanının büyük çoğunluğu, benimle beraber " XXL" tepesi önünde sıralandık.

Tıkla büyüt

Bu giysiler, polar kumaşından yapılmış. Normal bir kış için satın alınmış olan anoraklar ve botlar, bu soğuğa dayanmıyor. Bu sebeple, hepimiz, kendi üstümüzdekileri çıkartarak, boyumuza ayağımıza uygun giyecekleri seçtik. Seçtik diyorum ama, XXL olanlar hızla tükendiği için, ben dahil, çoğumuz "düdük" gibi kaldık, göbeği ve diğer "aksamları" daracık giysilere hapsetmeye çalıştık.

Bir gazeteci arkadaşımız, kendisine hiçbirşey uymadığı ve kalmadığı için, ümitsiz gözlerle bizleri izliyordu. Bu vatandaş, ertesi gün yapılacak geziye, tüm ısrarlarımıza rağmen, rehberimiz Coco tarafından alınmayacaktı, çünkü ciddi bir donma riski vardı… Askerlik yapanların yakından bildiği yöntemlerle, bot, polar, pantolon değiştirerek, sonuçta herkes iyi kötü üstünde korunaklı bir giysiye kavuştu.

Geziyi düzenleyen şirketin de yaptığı hazırlıklar arasında, çok kaliteli ve bu geziye özgü giysiler de bulunduğu için, sonuçta malum vatandaş hariç, herkes maceraya hazır bir vaziyet aldı. Buz otele geldik.Heyecanla içeri girişler başladı. Hemen girişe, geziyi düzenleyen şirketin ismi ve logosu, buzdan bir heykel olarak kazınmıştı. Oteli kısaca dolaştık, kalacağımız odaları inceledik. Çabuk kararan hava, akşamı da hızla beraberinde getirdi.

ABSOLUT ICE BAR MACERALARI

Akşam, yemekten sonra Absolut Bar'da toplanmaya başladık. Mumlarla ve fiber ışıklandırma ile, içerisi pırıl pırıldı. Tam barın arkasında, hepimizin çok "fütüristik" bulduğu çok ilginç ve estetik bir heykel vardı. "Dalları sağa sola açılmış bir ağaç çalışmışlar" desem değil, "çiçek" desem hiç değil. Çok fazla emek verildiği belli ve araları, içleri hafifçe renklendirilmiş.

Bu arada, barın sponsoru Absolut Votka olduğundan, hem ismi "Absolut Ice Bar", hem de en çok rağbet gören içki bu votka… Isı -6 derece civarında idi. Ama barmen, birkaç saat sonra, nefeslerimizin yardımıyla, sıcaklığın 1-2 derece yükseleceğini belirterek moralimizi düzeltti ve buzdan bardaklarımıza Votka ve değişik katkılarla renklendirilmiş votkalarımızı koymaya başladı.

Yine benim aziz milletim, bu bilimsel gerçeği çürütecek bir azimle, havalandırma zorluğundan dolayı kısa sürede koku yapacağından, aslında sigara içilmesi yasak veya sınırlı olan bu barı, kısa sürede dumana boğdu ve genel ısıtmaya büyük katkı sağladı. Bardakların bir kısmı da hemen kültablası olarak kullanılmaya başlandı.

Buzdan bardak dedik ama, kısaca tanımlamaya çalışalım : Aslında, normal bir su bardağı boyutlarında dikdörtgen prizma bir buz parçası düşünün. Üst kısmından, tornaya sokulmuşçasına geniş bir kısım açılmış, bardağın çeperleri de oldukça kalın. Yani adamlar malzemeden çalmamışlar, bardakları kırmak ta oldukça zor…

Buna karşılık, hacim olarak aslında "bir tek" dahi zor alıyor. Bar üzerine konan bardağı hemen almak ve genelde elde

taşımak gerekiyor, çünkü 3-5 dakika sonra bardak hafifçe bar kontuarına veya üzerine konulduğu masaya yapışmaya başlıyor. İçkiyi bitirmek uzun sürdüğünde de, eldivenli veya çıplak elle tutulmakta olan bardak, parmakların temas ettiği yerlerden incelmeye başlayarak, oyuklar oluşturuyor.

Tıkla büyüt

Hafifçe çakırkeyif olmaya başladığımızdan, sohbet konuları ciddi gündemlerden daha "geyik" konulara kaymaya başladı. Örneğin, bu bardaklar tekrar kullanılıyor muydu? Yıkanınca ne oluyordu? Bu soruya, "deneme - yamulma" yöntemi ile ben çözüm bulmaya çalıştım. İlk içkimi hemen bitirerek, masada bırakacağıma, kalktım, bar tezgahına boş bardağı bıraktım. Dibinde, hala içtiğim konyağın rengi seçilebilmekte idi.

(Votka sevmem.) Barmen bardağı aldı, biraz önce yukarıda tanımlamaya çalıştığım, arkasındaki fütüristik heykelin üzerine sıkıca bastırdı, biraz bekledi ve bardak heykele yapıştı. Bizler hayretler içinde iken, aslında o heykelin, o sene bar açıldığı andan itibaren, içilen tüm içkilerin bardaklarının üstüste, sağa sola yapıştırılması ile oluşan, gittikçe büyüyen bir "kirli ve renki bardaklar bileşkesi" olduğunu anlayabildik…

Barın bir köşesinde, Internet üzerinden devamlı yayın yapan webcam vardı. Bari tüm zamanını bilgisayar başında geçiren birkaç arkadaşıma bir acil mail geçeyim de, "BBG" olalım diyerek, yanımdan ayırmadığım dizüstü bilgisayarını açtım. Daha doğrusu, açamadım. Biraz kafayı kırdıktan, ilmi olarak gerekli tekme ve tokatlı müdahelelerimi yaptıktan sonra, şarjın bitmiş olabileceğini düşündüm.

Ama pili çıkarttığımda, genelde küçücük yazılarıni hiç okumadığımız "pilüstü" notlarında, pillerin 0-60 derece arasında sağlıklı çalışacağını gördüm. Ee, serde Mc Gyver'lık var ya (Türkçe meali Mak Gayvır; hani saç tokası ile atom bombası yapabilen televizyon dizisi kahramanı), ben de bu pili nasıl ısıtabilirim diye düşünerek, lahana gibi giysi katmanlarımın arasından, koltuk altıma aldım. Ne yaptığımı gören birkaç konuğum, hareketlerime pek anlam veremediler ama şüpheli gözlerle beni takibe aldıklarını hissedebiliyordum. Yaklaşık on dakika dayanabildiğim bu Viet-Kong işkencesinden sonra, pili çıkartıp yerine taktım, ve tabii ki, tahmin edebileceğiniz gibi…

Çalışmadı. Vücudumun daha sıcak neresi olabileceğini düşünürken, pilin boyutlarını ve şeklini de hesaba kattığımda, aklıma gelen kötü düşünceleri hemen kovdum ve hem konuyu, hem de bilgisayarı gündemden kaldırdım. Aslında, çok ta önemli görünmeyen bu konu, bir gün sonra çok büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacaktı.

Grubumuzun arasında yer alan gazeteci arkadaşlarımız, ertesi gün, ayrı ayrı kasası ve objektifleri binlerce dolar eden son model profesyonel kameralarının çoğunun, bu düşük ısı ve pil sorunu yüzünden çalışmadığını görerek hayal kırıklığına uğrayacaklardı. Günün en şanslıları, havaalanından, üç-beş dolara "çek-at" plastik fotoğraf makinesi alanlar olacaktı. Ha, Bu arada bir ağabeyimize, "çek-at" kamerayı anlatmak için oldukça uğraştık ve nihayet, kendisini, çektikten sonra - ama atmadan önce- makineyi bir fotoğrafçıya götürmesi gerektiği konusunda ikna ettik ve "çekip atmış" olduğu kamerayı bularak geri verdik…

Biz bara geri dönelim. El ayak çekilmeye başlamıştı. "Biz kesinlikle otelin odalarında, buz yataklarda yatacağız ve bu deneyimi yaşayacağız!" diyen kahramanlar, çaktırmadan, otelin hemen yanıbaşındaki bungalowları doldurmaya başlamışlar ve ranza tipi yataklara yerleşerek, askerlik anılarına başlamışlardı. Memleketimin organize yeteneği en üst düzeyde olduğundan, hanımlar için en rahat ve geniş bungalowlar hemen belirlenmiş, "Yenge, sizin bungalow burası" yönlendirmeleri başlamıştı.

Barda kalanlar da, gerçekten bu deneyimi sonuna kadar yaşamak, belki de buz odalara gitmemek - gidememek adına barda sabahlamak, ya da k

endilerine "Korktu, Bungalow'da yattı, vallahi gördüm" dedirtmemek için mi orada zaman geçirmeye devam ediyorlardı bilemiyorum. Ama geceyarısına doğru, kalanlara iyi geceler dileyerek, ben de buzdan odama çekildim.

<<:: Geri

 



ersu@biggtravel.com


"Makaleler" bölümüne sizde katkıda bulunmak isterseniz, lütfen " travel@bigglook.com adresine e-mail gönderiniz.