Biggshop
 Ana Sayfa | Turlar | Oteller | Mavi Yolculuk | Uçak Biletleri | Oto Kiralama | Boğaz Tekneleri
Ö Z G E   E R S U

Ağustos'ta Nerede?
Almanya Frankfurt
Zürih, Cenevre
Paris, Nice
Özge Ersu Kimdir ?
Soru Sorun!..
Anılar & Yazılar
 
ANILAR & YAZILAR
 
  Sevgililer İçin Alfabetik Romantizm Rehberi >>
  LOVE Boat >>
  Küba >>
  BUZ OTEL : Kutupta Tatil Keyfi (Mizah) >>
  REŞAT AMCA / 1992 Roma'lı Büyük Avrupa Turu >>
  SLOVENYA EKSPRESİ (Gerilim - Polisiye) >>
BUZ OTEL : KUTUPTA TATİL KEYFİ  ( Mizah )


BUZ ODADA GECE, BEN VE SONSUZLUK

Odam 101 numara idi. Şansım iyi gidiyordu, "bir numara farkla" yırtmıştım yine… Oda numararaları, girişe yakın oyulmuş küçük girintelere konmuş mumlarla aydınlanan kısımda, yine buzların üzerine kazınmıştı. Oda anahtarı derdi yoktu, zira kapı yoktu.

Ama insanoğludur, burun karıştırmak ister, hart-hurt kaşınmak ister, ne bileyim, başka şeyler yapmak ister -hayır, o aklınıza gelen biraz sonra anlatacağım sebeplerle yapılamaz- biraz özel yaşam lazım, değil mi? Bu sebeple, basit bir düzenekle tutturulmuş "bezden" ("buzdan" değil) tülümsü perdeleri kapattım.

Oda, yine birkaç oyuk içinde yanan mumlarla, çok mistik bir havaya bürünmüştü. Her taraf sessizdi. Bu odada, içkinize buz istemek derdi yok. Kola sıcak mı geldi, yatağın kenarını kopar, bardağa koy. Viski-sodanın buzu mu eksik, koltuğun arkası iş görür… Şimdi eğri yatalım, doğru konuşalım. Bu odalarda nasıl sabaha kadar kalınabiliyor, işin aslı nedir, anlatalım…

Yataklar, tahmin ettiğiniz üzere, büyük buz kalıpları. Buzun ilk temasını ve soğukluğunu kesmek için, bu kalıpların üzerine ren geyiği postları serpiştirilmiş. İnanılmaz birşey ama, gerçekten de soğuk, postların üzerinde iken hissedilmiyor. Capon -pardon geyik- yapmış abi… Ama bu post sadece, "paketi" kollamaya yetiyor.

Tıkla büyüt

Tüm vücudu, sabah karşı gerçekten ciddi derecede düşen ısıdan koruyabilmek için şu yol izleniyor : Her odada, kalan kişi sayısı kadar "polar" olarak adlandırılan malzemeden yapılan uyku tulumları mevcut. Bu tulumların içine, üstteki anorak, palto, pardesü, kravat ve pantolon gibi üstteki giysileri çıkararak, tişort, slip (ya da daha tanıdık terimlerle fanila ve don diyelim) gibi iç çamaşırı ile girmek gerekiyor.

Evet, aramızda pardesü ve takım elbise ile tura katılmış olanlar da vardı, ama tüm tıbbı hayrete düşüren "iki rakı at bişey olmaz abi" teorisi, elin memleketinde rakı bulunamadığından uygulanamadı. Sonuç olarak, ilk gün verilen anorak ve polar tulumları teslim alana kadar çok üşüdüler…

Herneyse, aksi takdirde, sabaha doğru, tam takım yatıldıldığı takdirde, polar içinde yükselen sıcaklık sebebi kızılcık çıkarma ve bol pişik riski var. En büyük hata ise, "ısındım" diyerek, poları açarak huzur bulmaya çalışmak. İçeri kaçan soğuk hava, bir anda zaatürre edebiliyor insanı. Aslında, bilindiği gibi, poların teorik olarak görevi, içerinin dışarısı ile ısı alışverişini izole etmek.

Vücudu asıl ısıtan ve sıcak tutan, polar ile vücudumuz arasında, kendi sıcaklığımız ile ısınmış olarak kalan hava… İşte bu sebeple, kırışır-buruşur diye düşünmeden, çıkartılan elbiseler de polar tulum içine alınıyor. Ayakkabı ise, ayakta kalmalı. İster ayakkabı, ister giyim eşyası olsun, sabah uyandığınızda, dışarıda bırakılmış olanları yerlerinden kazıyabilmek için, testere, çekiç, yan keski gibi aletlere ihtiyaç oluyor.

Ya da, ayakkabı, giyilmek istenirken "kırılabiliyor". İşe bu polar içine alınan giysiler de, hem fazladan bir şilte görevi görüyor, hem de koruma altına alınıyor. Polar dışında kalacak tek yer olan başı korumak için de, kep, şapka, burnun üzerine hafifçe konuşlandırılacak olan atkı ve benzeri ek korumalar şart.

Bu arada, tecrübe ile sabit, tulumlara iki kişi giremiyor. Gerçi "biz girdik, oldu" denebilir ama, daha sonra, milim dahi kıpırdanamıyor. Partnerinizin güçlükle sol ayak başparmağını sizin sol gözünüzden çekerek polardan zorla çıkması ile, bu deneme başarısızlıkla sona erecektir. (Daha sonraki yıllarda, iki veya daha fazla kişilik tulumların da verilebileceği konuşulmaktaydı…

Biliyorum, "İkiden fazlası da ne ola ki? diyorsunuz içinizden ama, herşeyi fesata yormamak lazım.) Ayrıca, açıkta kalan herşeyin "önce sertleşmesi, sonra buz kesilerek donmasından" dolayı, Buz otelde, balayı çiftlerine ilk gece önerilmiyor. Gerçi gece geçirmekte bir sorun yok ama, ileri gitmek çok riskli. Varın siz yaratıcılığınızı kullanın. Yine tüm bu zor şartlar sebebi ile, bebekler ve çocuklar da Buz Otel'e alınmıyor.

Otelin Internet sitesi, "Buz Otel'de tatil düşünüyorsanız, çocuklarınızı buraya hiç getirmemeniz, evde bırakmanız daha iyi bir düşünce değil mi?" gibi yumuşak bir ifade ile, gereken uyarıları yapıyorlar. Tulum içine girmeden önce, odada boy aynası olmadığından, kendime şöyle bir baktım.

Beni ipek zıbınlarla büyüten eli öpülesi anneciğimin son dakikada valizime koyduğu uzun yün iç donu, tişort, çorap ve kalın botlarla, adeta ucuz bir Alman porno filminden fırlamış, partnerinin kocası eve geldiğinde basılan ve apar topar giyinmeye çalışan bir karakteri andırıyordu kılığım. Tuluma girdim, kalın anorak ve kazak ortamı oldukça yumuşatmıştı.

Kafada bere, yavaşça uyku beni şefkatli ve kıllı kolları ile sarmaya başladı ve Lap gecesi, o gizemli örtüsünü üzerime çekti.

Tıkla büyüt

(Nasıl romantizm ama?) Sabah, telefon veya televizyon ile uyandırma yok. Televizyon ile uyandırma dedim de, otellerin bazıları, sabah uyandırmasını, gece en son hangi kanalı zaplarken kapattı iseniz, o kanal ayarlı olacak şekilde televizyonunuzu açarak ve sesini hafifçe yükselterek gerçekleştiriyor.

Bir kere, bir Dubai kanalında arapça "seslendirilmiş" Western seyrederken uyuya kalmıştım… Tavsiye ederim, çok güzel bu tür filmler. Silahşörler "Ya Bismillah" diyerek silaha sarılıyor, vurulanlar kelime-i şahadet getiriyor, çok güleceksiniz. Herneyse, sabaha karşı, "rüya mı, ben öldüm mü?" diye kan - ter içinde arapça "Yurttan Sesler" korosunun söylediği ve kulağınızda patlayan şarkılar eşliğinde uyanma riski yok Buz Otel'de.

Kapı olmadığından, kapıyı da çalamıyorlar. Gelen bir görevli, sıcak bir tas çay ile sizi hafifçe düreterek uyandırıyor. Beni, bir gün önce resepsiyonda gördüğüm güzel kızın beni uyandıracağı düşüncesi ile sadece nefes alacak bir delik bırakarak uykuya daldım.

UYANDIRMA VE ICEBREAKERS (BUZ KIRICILAR)

Elleri üzerimde dolaşmaya başladı. Sabah ne de çabuk oluyor buralarda… Kendimi naza çekerek uyuyor taklidi yapmaya devam ediyorum. Tulumun üzerinden beni okşamaya, hatta dürtmeye devam ediyor... Dokunuşları sertleşti… Ne de kuvvetli imiş resepsiyondaki bu ufak tefek sarışın.

Artık sarsılmaya başladığım için gözümü açtım… Sakal? Hmm… Gruptaki arkadaşlardan biri…Uyandığımı görünce konuşmaya başladı… - "Hişt, Özge. Kalk, bara gitmemiz lazım." - "Olm, uyuyoruz. Saat kaç ?" - "İkiye geliyor… Seni çağırıyorlar. Bir sorun çıktı." - "Çıkmasa şaşırırdım zaten… " Zaten yarım saat kadar yeniden giyinme töreni sürdü. Odadan çıktım, kilisenin önünden sağa dönerek bara doğru ilerlemeye başladım. Otelin içine sanki hafif bir sis, daha doğrusu bir buğu çökmüştü. Koridorlarda ilerlerken, ne kadar boş oda olduğu gözüme çarptı.

Halbuki bizim iki otobüslük grubumuz ile, tüm otelin dolmuş olması gerekiyordu. Daha sonra, otelde konaklamaya cesaret edenlerin, sadece çok küçük bir azınlık olduğunu öğrenecektim. Sıcak suyu, ısıtması, ranza yatakları olan bungalowlar ağzına kadar dolmuştu…

Hatta, ne olur ne olmaz diye, Kiruna'da tuttuğumuz 4-5 oda dahi, grubumuzla gelen ve ismi bende saklı ünlü bir turizm yazarımız da dahil olmak üzere, Viyana kapılarına dayanmış ırkımızın ahfadı tarafından tamamiyle kullanılmıştı… Bara yaklaştım. Yanımdaki arkadaşa (daha önceki gezilerden tanıdığım için samimi idik) nazikçe sordum : - "Yine naaptınız len?" -"Abi, inanamayacaksın." -"De hele…" -"Masa kırıldı." -"Ne?" -"Masa kırıldı abi.

Senle son oturduğumuz masa…Buz masa… Kırıldı…" -"Zor oldu mu?" -"Evet. Çok uğraştık… Yeni bitti…" Bara girdim, bar budanmış…Bara bir Türk dadanmış… İçeride barmeden başka yetkili kimse kalmamıştı. Kesif sigara kokusu her yeri sarmıştı… Bir tane de ben yaktım… Son oturduğumuz masa, ortadan ikiye ayrılmış, "V" harfi şeklinde "hareketsiz" yatmaktaydı… Masa dediğime bakmayın. Birbuçuk metreye bir metre. Kalınlığı nereden baksanız, 15-20 santimetre var. İki kalın buz kalıbından ayakları var.

<<:: Geri

 



ersu@biggtravel.com


"Makaleler" bölümüne sizde katkıda bulunmak isterseniz, lütfen " travel@bigglook.com adresine e-mail gönderiniz.