Biggshop
 Ana Sayfa | Turlar | Oteller | Mavi Yolculuk | Uçak Biletleri | Oto Kiralama | Boğaz Tekneleri
Ö Z G E   E R S U

Ağustos'ta Nerede?
Almanya Frankfurt
Zürih, Cenevre
Paris, Nice
Özge Ersu Kimdir ?
Soru Sorun!..
Anılar & Yazılar
 
ANILAR & YAZILAR
 
  Sevgililer İçin Alfabetik Romantizm Rehberi >>
  LOVE Boat >>
  Küba >>
  BUZ OTEL : Kutupta Tatil Keyfi (Mizah) >>
  REŞAT AMCA / 1992 Roma'lı Büyük Avrupa Turu >>
  SLOVENYA EKSPRESİ (Gerilim - Polisiye) >>
KÜBA


Mutluluk nereden nasıl gelirse gelsin

Küba Size Neler Çağrıştırıyor? Rom veya puro? Devrim, Che, Castro, Grandma? Komünizmin batıdaki kalesi? Elian, Guantanamo? El Tren Blindado? Santa Clara? Macumba geceleri ve Tropicano gösterileri? Mulatto? Muhteşem güzel melez hanımlar? Başarılı sporcular? Compay Segundo, Ibrahim Ferrer? Devrim öncesi Amerika'nın Las Vegas'ı?Eğer bu kelimelerden en az biri size birşey ifade ediyorsa bu yazıyı okumanızın, daha fazlası varsa Küba'yı görmenizin zamanı gelmiştir.Bu sayımızda Küba için içerik hazırlarken, bu güzel ülkenin güzel insanlarını sizlere farklı bir açıdan tanıtmak istedim. Şimdiye kadar, Küba hakkında çok yazıldı, çizildi. Purolarından yönetim biçimine, bekarlar için cennet olmasından eşi bulunmaz dalış noktalarına kadar birçok makale yayınlandı, televizyon programları yapıldı. Ama eksik olan birşey hep vardı. Turistik rotanın dışına çıkıldığında, masanın karşı tarafına geçildiğinde nasıl göründüğü... Ben size yıllardır gelip gittiğim, uzunca kaldığım Küba'nın farklı yüzünden bahsedeceğim. Kitaplarda yazıl(a)mayanlardan, gezi notlarında belirtil(e)meyenlerden, ansiklopedilerde bulun(a)mayanlardan, Internet üzerinde karşınıza çık(a)mayanlardan dem vuracağım.

Öyle bir ülke ki, Havana'yı ve şehrin yıkık dökük, bakımsız halini gördüğünüzde, Küba'ya varışınızın ilk saati, bana yalvarmakla geçecek : "Ben buraya niye geldim? Üstelik üste para verdim... İlk uçakla geri dönemez miyim?" Aradan geçen birkaç günün sonunda ise, biraz daha fazla kalabilmek için her şansı zorlayacaksınız. Üstelik, o kadar uzak olmasına rağmen, ilk fırsatta ve en kısa zamanda tekrar gelebilmek düşüncesi ile ayrılacaksınız Jose Marti havaalanından…

İnsanları çok farklı. Yapmacıksız bir saygı, samimiyet, güleryüz ve mutluluk. Onca yokluğa, açlığa ve olumsuzluğa rağmen, yıkık dökük te olsa, "Colonial" bir doku, artık müzelerde olduğunu zannettiğiniz, devrim öncesinden kalmış antika Amerikan arabaları, "deve" dedikleri, kamyonların çektiği "Bursa-Kasa" vagonlardan oluşan toplu taşımacılık ve her yerde müzik, renk, renk, renk...

Ağzında upuzun bir puro, arkasındaki bardan dökülen "Chan Chan" veya "Hasta Siempre" notalarına sırtını dayamış, dudaklarında rom kokusu, saçlarında tembel bir pazar meltemi, yüzünde onlarca yılın zorlu çizgileri olmasına rağmen, ağzındaki son iki dişi göstererek gülen bir Küba'lının mutluluğunu başka nasıl açıklayabiliriz ki?

Asalet ve Sefalet

Küba'da ekonomi, anlaşılması zor sistemler üzerine kurulu. Her ne kadar sosyalist bir düzen varsa da, liberalizm artık kapıları zorlamaya başlamış durumda. Çin'den, Rusya'dan, Kanada'dan, İspanya'dan mal alıyorlar. Coca Cola, Pepsi gibi biraz daha "emperyalist ürünler", direk değil, Arjantin Meksika gibi "bir başka" ülkeden temin ediliyor. Hatta geçen yıllarda Çin'den gelen bir şilep dolusu kalitesiz de olsa işe yarar durumdaki televizyonlar, binlerce ailenin evini renklendirmişti. Televizon dedim de, aslında Küba'da sadece iki adet devlet kanalı var. Ama geceyarısı bir arkadaşımızı ziyarete gittiğimizde, evdeki yaşlı anne ve babası televizyonda bir Amerikan kanalında film seyrediyorlardı. Hatta kanal kanal gezdikleri sırada, bir başka Holywood filmi ile Castro'nun konuşması, birbiri ardından ekranda beliriyordu. Şüphesiz, Amerikan kanalları ancak kaçak anten kullanılarak seyrediliyor. Bu antenlerin ömrü de pek uzun değil. Ya komşular ispiyonlayıp kaldırtıyor, ya da çalınıyorlar. Kısacası, aslında uydu yayını izlemek yasak.

Anti-Amerikanizm her yerde var zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Halkın böyle bir derdi yok. Hatta, direk Amerika'dan çıkış yapmamak ve bir "ara ülkeden" gelmek kaydı ile, Amerikalı turistler dahi turistik geziler yapabiliyorlar. Turizme daha yeni alışıyor olmalarına rağmen, dev adımlar attıklarını gözlemleyebiliyorum.

Peki, farklı olan ne? Küba'ya yıllar önceki ilk gidişimden önce, çok detaylı araştırmalar yapmış ve ülkenin ekonomik şartlarına kendimi hazırlamıştım. Böylece, ilk günlerde gördüklerim beni pek şaşırtmamıştı. Yalnız, günler geçtikçe, şartların zorluğunu daha iyi anlamaya başlamıştım.

İlk darbeyi nerede yedim biliyor musunuz? Grubumla, sonradan çocuklu ve boşanmış olduğunu öğrendiğim bir yerel rehber hanımla Pinar del Rio'ya günlük bir tur yapmaktaydık. Öğle yemeğinde, pek lezzetli olmayan bir tavuk yemeği vardı, bu sebeple grubumuzca fazla rağbet görmedi ve masada kaldı. Şöförümüz ve rehberimiz, masada kalmış olan bu tavuk butlarından sadece birkaç tanesini kağıt mendillere sararak, çantalarına koydular. Akşam evdekilere götürebilmek için... Belki size pek dokunaklı gelmeyen bu enstantane, ancak ülkeyi ve bu asil, gururlu insanları tanıdıkça ağırlaşacaktır kalbinizde.

Bu sebeple, Küba'nın kırmızı noktalı yaşamına onlarca, yüzlerce dolar saçanların, okuldan artan saatlerinde ve geceler boyu tahtaları oyarak yaptıkları heykelleri halk pazarında satmaya çalışan çocuklarla kıran kırana pazarlık yaptığını görünce, her seferinde boğazıma bir yumruk oturuyor.

Özellikle Doğu Bloku ve Sovyetler Birliği'nin dağılması ile Küba iyice yalnızlaşmış durumda. Uluslararası desteğin kesilmesi, 2000'lere kadar, halkı alışmış bulunduğu yokluğun daha da içine itmiş durumda. Devlet yardımlarının azalması, diğer yandan turizmin gelişerek her köşeye nüfuz etmeye başlaması, Küba'lıları tanımlaması zor bir serbest piyasa ekonomisi ile karşı karşıya bırakmış.

Örneğin, resmi olarak yasak görünmesine rağmen, taksimetreler fiyatları Amerikan Doları cinsinden gösteriyor. Hatta, sadece Küba'lılara hizmet veren bir taksi sistemi mevcut. Ayrıca, ülkenin değişik yerlerine seyahat ederken, yol üzerinde, ellerindeki birkaç doları gösterek "paralı oto-stop" yapanlara her zaman rastlanıyor.

Teoride Küba'lıların Amerikan Doları'nı, turistlerin de Küba Pezo'sunu kullanmaları yasak ama çoğu kimse, dolar alıp veriyor. Bir Küba'lı diplomat dostumuzdan aldığım bilgide, Kübalı'ların, uzun yıllar biriken dolarlarını yastık altında tuttuklarını ya da düzenli bir şekilde Amerika'daki, özellikle Miami'deki yakınlarına gönderdiklerini, bu sebeple bu parayı ekonomiye kazandırmak için birçok uygulamanın göz yumularak gevşetildiğini öğrenmiştim. Bu dostumuz, "Küba halkına daha parlak bir gelecek hazırlamak için bu uygulamayı yapıyoruz" demişti. Parlak gelecek konusundaki yorumları ise size bırakıyorum.


Küba'lıların, geçerli bir sebep olmadığı sürece, ülkedeki otellerde konaklamaları yasak. Yalnızca Lobby veya otelin disko, gece klubü gibi bazı kısımlarına girmelerine izin veriliyor. Bu durumda bile, otelin güvenlik görevlileri, otel içerisinde dolaşan kendi vatandaşlarını takibe alarak, gerekirse hangi amaçla orada olduğunu soruyor.

Havana'da sık sık kaldığım eski Hilton (Habana Libre Tryp), aslında 1959'da savaşın son gününde şehre giren devrimcilerin, kısa bir süre soluklandıkları bina. Otelin duvarlarında o anı gösteren fotoğraflar da var. Lobby değişmediğinden, Che'nin sırtını ve silahını biraz dinlenmek için dayadığı duvarın olduğu noktadaki koltuklara giderek, onunla yanyana oturuyorum sık sık. Konuşup dertleşiyoruz. Purosu her zamanki gibi ortalığı kokutmuş durumda. Sevgili Che, bak :Uğruna savaştığın halk, şimdi bu binalara giremiyor...

Halk arasında garip bir serbest ekonomiden bahsetmiştik. Turistlere ev kiralama yani aslında pansiyonculuk bunların başında geliyor. İyi kötü evi olan birisi, tüm hayatını bir-iki odaya sığdırıp, kalan kısımları turistlerin kullanımına veriyor. En iptidai bir odalı yerden, müstakil apartman katlarına hatta villalara kadar uzanan seçenekler var. Günlüğü genelde 25-30 dolardan başlayan bu sistem, halkın en ilgi gösterdiği "dış gelir" kaynağı. Genellikle masum amaçlara hizmet etse de, kimi zaman turistlerin birkaç saatlik kaçamaklarının sığınağı da oluyor.

Ya da, bir aile düşünün: Anne, çok lezzetli börek açıyor ve herkes parmaklarını yiyor. Böreklerin ünü yayıldıkça, mahalle halkına, sağa sola bu börekleri dağıtmaya ve hatta küçük ücretlerle satmaya başlıyorlar. İşler gittikçe açıldığında, evin yola bakan kısmındaki pencereyi satış için yeniden düzenleyerek, işi büyütüyorlar. Turistler de bu börekleri satın almaya başlıyor. Tam güzel bir kazanç elde etmeye başladıklarında, bir sabah, "görevliler" kapıyı çalıyorlar : "Kapat!"... "Ama?"... "Kapaaat. Bitti!"... kapatılıyor ve "bitiyor"...

"Göze batmamak"... İşte altın formül. Ne yaparlarsa yapsınlar, turistlerden ne kadar dolar kazanırlarsa kazansınlar, göze batmadan yaşamak zorundalar. Küba şartlarında çok iyi sayılan bir araba satın alıp daha sonra bunu bir külüstürle değiştirmek durumunda kalan dostlarım var.

Konut edinmede eski sosyalist rejimlerdeki yöntemler farklı bir biçimde kullanılıyor. Herkese ihtiyacına göre daire veriliyor ama örneğin, bir arkadaşım, Havana'nın hemen dışında yer alan evini, yıllarca devlet hizmetinde ek işlerde çalışarak kazandığı inşaat malzemeleri ve daha sonra verilen arazi sayesinde yapabildiğini anlatmıştı.

Halkın cebinde para olmasa da, aranan hemen her şey marketlerde mevcut. Şüphesiz, temel gıda maddelerini dahi almakta zorlandıklarından, bizim günlük, onların lüks saydıkları bu ürünlere çoğu zaman sadece uzaktan bakıyorlar. Yazarken dahi üzülüyorum : Otellerde kimi zaman hiç dokunmadığımız küçük sabuncuklar ve kötü kalite şampuanlar, tuvalet kağıdı ruloları, diş macunları, hatta dayanıklı naylon poşetler en çok rağbet edilen ürünler....

Küba ekonomisini tek başına kurtaracak halim yok. Ama, yeni bir gezi haberi geldiğinde, grubun isim listesini şöyle bir kontrol ediyorum. Genelde her turda, tanıdığım birkaç kişi oluyor. Onlara bu bilgileri vererek, bazı ufak hediyeler hazırlattırıyorum. O kadar makbule geçiyor ki... Bizden istenenleri de görseniz şaşırırsınız : Çocuklarına bisiklet lastikleri, numaralı gözlükler, uyduruk ta olsa bir kasetçalar gibi...

Yine ufak bir anımı aktarayım. Bir gezide, çok sevdiğim dostlarımdan Mesut Alparslan ağabeyi, turdan önce isim listesinde görünce hemen aradım. Kendisinden, kalem, defter gibi bazı kırtasiye malzemeleri almasını rica ettim. Beni hiç kırmaz. Aynı tura katılan tanıdık onbeş yirmi kişi arasında hazırlık yapmış olarak gelen sadece kendisi idi... İlk günlerin telaşını üstümüzden attıktan sonra, Küba'lı bir dostumuzun akrabasının öğretmenlik yaptığı bir ilkokula gittik. Normalde bu tür bir ziyaret ve (bir tür) bağış, aslında mümkün değil, eşitlik ilkelerine aykırı. Ama çoğunuzun bildiği hikayede olduğu üzere, "hiç olmazsa bazı deniz yıldızlarını denize tekrar atalım, onlar için farketsin" dedik... Bu arada belirtmek isterim ki, bu tür bir niyetiniz varsa, başka bağış yöntemleri kullanmanız lazım. Bizim yaptığımız, çok "istisnai" bir şekilde, ancak samimi bağlantılarımızı kullanarak yaptığımız bir işti. Yoksa her isteyen, elini kolunu sallayarak her resmi kurumun içine giremez.

Okula vardık. Cıvıl cıvıl, o yoksulluğa rağmen özenle giydirilmiş çocuklar... Geleceğin bilim adamları, dünyanın seçkin tıp doktorları, altın madalyalı sporcuları... İçinde çocuk sesleri olmasa, adeta terkedilmiş bir manastırda dolaşıyormuş hissine kapılacağınız binanın içinde sınıflardan birine davet edildik. Mesut Ağabey ve ben, biraz ağır siklet olduğumuz için, sıralara oturmakta zorlandıysak ta, ne olduğunu anlamadığım bir dersin son on dakikasına yetiştik.

Gerçi ufaklıklar da bizlere göz kırpmaktan dersle ilgilenmez olmuşlardı. Öğretmen, bir açıklama yaptı, anladığım kadarı ile bizden, Türkiye'den kısaca bahsetti. Bizler de getirdiklerimizi masaya bıraktık. Öğretmenler istemese de, çocuklarla toplu birkaç kare fotoğraf çektik. Malzemeler, "en çok ihtiyaç içinde olan" çocuklara verilmek üzere öğretmen tarafından teslim alındı... Tümünün gözlerinde teşekkür pırıltılarını gördüm. O sırada zil çaldı zaten. Merdivenlerden usul usul inerken, kendi memleketimizdeki şartların da bazı yerlerde aynı olduğunu düşündüm. Biz kapıda iken, girdiğimiz sınıftaki çocuklar koşarak kapıya yetiştiler... Bir tanesi, buruşuk bir saman kağıdına çizmiş olduğu resmi sıkıştırdı elimize. Bizi canlandırmıştı : İki kocaman adam, ellerini uzatmış, çocuklara birşeyler veriyordu... El salladılar. Sokağa çıktık. Birbirimize bakmıyorduk. Türk erkeği ağlamazdı. Sadece, tesadüfen her ikimizin "gözüne birşey kaçmıştı"...

Küba'nın Güvenli Yüzü

Küba güvenli midir? İnsanı güvenilir midir? Yıllar öncesine dönüp, ilk gittiğim zaman yaşadığım kısa bir anımı anlatayım, siz karar verin.

Kübada gece yaşamı canlıdır, renklidir ama pek "aydınlık" değildir. Sadece ana caddeler ışıklandırılmıştır, bir alt sokağa geçtiğinizde, adeta elektrikleri kesilmiş bir mahalle havası eser her yerde. Gecenin bir vakti, galiba sabaha karşı iki gibi, Havana'da otele yürüyerek dönmek istedim. Aklımda da ne vardı bilmiyorum; dalmışım, yanlış bir sokağa girdim, daha sonra da yönümü nasıl olsa düzeltirim diyerek devam ettim. Bir süre sonra kaybolduğumu farkettim. Biraz yürüdükten sonra, otelin yüksek binasının tepesini görünce rahatladım ve o yöne doğru yürümeye başladım. Anayola çıkmama birkaç sokak kala, önümdeki karanlığın içinden gelen konuşma sesleri duydum : Beş altı tane izbandut gibi genç, kaldırımda sohbet etmekteydiler. Kısacık bir tereddütten sonra, yön değiştirmenin veya geri dönmenin doğru olmayacağını düşündüm ve onlara doğru yürümeye devam ettim...

Beni farkedince birdenbire önümü kestiler, birisi cebinden çıkarttığı bıçağı boğazıma dayadı :

- "Hey ahbap! Uçlan mangırları bakalım!"

Şimdi burada durduralım Uğur'cuğum... Biraz geri al... Tamam... Küçük bir test yapalım.

Soru : Yukarıdaki senaryoda, yanlışlık nerededir?

a) Özge, böyle argolu bir İspanyolca bilmediği için söylenenleri anlamasına olanak yoktur.
b) Küba'da bu tür olaylara hemen hiç rastlanmaz.
c) Kübalı'lar, barışsever ve nazik insanlardır, hele turistlere büyük saygıları vardır.
d) Yukarıdakilerden hepsi doğrudur.

Yanıt, "d" şıkkı olacaktır : Böyle bir olay olmadı. Bu Ülke, turistler için çok güvenli.

Oynatalım Uğur'cuğum : Aralarına girdim, bana nazikçe yol verdiler ve "Buenos noches" (iyi geceler) diyerek selamladılar. Derin bir "Oh!" çektim, ve bir daha Küba'da hiç endişeli dolaşmadım.

Ülkeye gelen turistler, bir rahatsızlıkla karşılaşmazken, kendi vatandaşı çok daha fazla gözetim altında. Havana'ya iki saat uzakta olan lüks turistik otellerle dolu Varadero'da, otel civarında, içinde veya otelin plajında gezinen Küba'lı genç hanımlar, devamlı polis tarafından kontrol ediliyorlar.

Yine bu plajlarda, her birkaçyüz metrede bir, gözetleme kuleleri var. Bu kulelerdeki güvenlik görevlileri, o sıcağa nasıl dayandıklarını anlamadığım, boğazlarına kadar kapalı resmi kıyafetleri ve önlerindeki dürbün - teleskoplarla, saatlerce denizi gözetliyorlar. Bizler kendi aramızda olayı "hi-tech rontgencilik" olarak şakaya vursak ta, kumsaldakilerle ilgileri yok, yönleri her zaman denize doğru. Bildiğiniz gibi, her sene, ümitsizce insanlar sallarla, teknelerle, Miami'ye kaçmaya çalışıyorlar. Çok azı karşı sahilleri görebiliyor, çoğunluğu köpekbalıklarının, ters akıntıların veya soğuğun kurbanı oluyor. Karşı sahile yaklaşmayı başaranları da Amerikan polisi bekliyor. Benim anladığım kadarı ile kural şu : Kaçak, denizden çıkmayı başarıp karaya (kumsala) ayak bastığı anda, sığınma hakkı elde etmiş oluyor. Ama daha ayağı yere değmeden, deniz üzerinde veya kıyıya yakın olarak yakalanırlarsa, Arnavutluk - İtalya örneğinde de olduğu gibi, ülkelerine geri gönderiliyorlar. Milliyetçi Küba'lılar ise, ülke dışına kaçmış olan vatandaşlarına, "solucan" adını takmış durumdalar.



ersu@biggtravel.com


"Makaleler" bölümüne sizde katkıda bulunmak isterseniz, lütfen " travel@bigglook.com adresine e-mail gönderiniz.