|
Değerli Dostlar,
Geçen sayımızda,
eksi kırklara varan kutup soğuklarında beraberdik. Yazımın sonunda,
bir sonraki buluşmamızda içinizi ısıtacağımı söylemiştim.
İşte bu sefer, sizleri Karayip
Denizi'ne, masmavi suların bembeyaz kumlarla buluştuğu, palmiyelerle
öpüştüğü (ne tanım ama) tropik bir coğrafyaya götürüyorum. Üstelik
aracımız da hazır. On küsür katlı, binlerce yolcu alan dev transatlantikler.
İçinden tramvay… hadi tramvay olmasa da, neredeyse caddeler geçen
dev yüzer oteller.
Artık Avrupa'da, Uzakdoğu'da,
gidecek yerleriniz azaldı ise, tatil seçiminizi yapmakta zorlanmaya
başladıysanız veya iki uyduruk tatil yerine muhteşem bir gezi yapmak
niyetinde iseniz, buyrun maceramıza. Türkiye'de, İstmar Turizm'in
düzenlediği gezilerle, bu muhteşem seyahatler çok yakınınızda.
Bu geziler aslında sadece
Karayipler'de değil, Akdeniz (ülkemiz de dahil olmak üzere), Alaska,
Kanada, Hawaii, Bahama Adaları, Meksika, Panama Kanalı, Batı ve
Doğu Amerika kıyılarında da gerçekleştiriliyor. Ama, çoğunlukla,
gemi gezileri dendiğinde Karayip'ler akla geldiğinden, bizler de
yazımızı bu bölge üzerine oturtacağız.
Birkaç sayfada, tüm Karayipleri,
gemileri, adaları, turları, hazırlıkları ve bu tür bir gezinin felsefesini
tamamiyle anlatmak zor. Ama, bu tür bir gezi hakkında hiç bilginiz
yoksa, paranızın karşılığını alıp alamayacağınızdan süpheli iseniz,
ya da niyetiniz var da nelerle karşılaşacağınızı bilmediğinizden
tedirginlik duyuyorsanız bu yazı tam size göre. Mutlaka bir gemi
gezisinin değinemediğim yönleri olacaktır ama, rahatça arkanıza
yaslanın, yakanızı gevşetin ve bu tropik gezimize hazırlanın.
Karayipler Hakkında
Bu bölge, adalar topluluğu ve hatta denizi, değişik dillerde, Caribbean,
Karayib, Karibik gibi (zaman zaman yanlış olarak) adlandırılsa da,
ben artık üstten apostrofla ayırmadan, okuma ve yazma kolaylığı
açısından "Karayipler" diyeceğim. İngilizce turizm terminolojisinde,
"West Indies" olarak ta anılır. Peki neresidir bu Karayipler?
Kuzey yarımkürede, tropik
bölgede yer alan Karayipler, aslında, kuzeyde Miami açıklarından
başlayarak, güneyde Guyan ve Surinam'a kadar uzanan 4.000 km.yi
aşan bir yay üzerinde yer alan adalar topluluğudur. Tarihi açıdan
baktığımızda, Guatemela ve Meksika sınırındaki Belize de dahil olmak
üzere, Orta Amerika'da, yani anakarada yer alan birçok noktayı da
kapsamaktadır. Bir zamanlar korsanların cirit attığı bu bölge, Amerika'nın
keşfinden kıtanın sömürgeleştirilmesine kadar birçok olaya ve döneme
tanıklık etmiştir.
Karayipler çok farklı şekillerde
sınıflandırılırlar. Kimileri adaların büyüklüğüne göre (Küba, Haiti,
Santa Domingo gibi) coğrafi bölümlemeler yaparken, kimileri de yönetimlerine
göre (Fransız Atilleri, Hollanda Antilleri veya Aşağı Antiller -
Lesser Antiles ya da US Virgin Adaları, UK Virgin Adaları gibi)
bazı gruplar oluşturur.
Ben ise, daha çok yönleri
dikkate alarak, Karayip'leri üç kısma böleceğim : Büyük adaların
da yer aldığı Yukarı Antil Adaları veya Doğu Antiller, bölgenin
ortası sayılan Güney Karayipler, Orta Amerika'yı da katacağımız
Batı Karayipler.
Bu bölgelerdeki yerleşim
merkezlerinden bazılarını da alfabetik sıra ile sayalım : Anguilla,
Antigua ve Barbuda, Aruba, Bahama Adaları, Barbados, Bermuda, Bonaire,
British Virgin Adaları, Cayman Adaları, Curacao, Dominica, Dominik
Cumhuriyeti, Grenada, Guadeloupe, Guyan, Haiti, Jamaika, Küba, Martinique,
Puerto Rico, Saba, St. Barthelemy, St. Eustatius, St Kitts, St.
Lucia, St. Martin, St. Vincent, Trinidad ve Tobago, Turks ve Caicos,
US Virgin Adaları gibi…
Bu adaların hepsi ayrı birer
yazı konusudur. Bu sebeple, bizler özellikle gemi gezisi üzerine
yoğunlaşacağımızdan, adalar hakkında fazla detaya girmeyeceğim.
Ama kısaca belirtmek gerekirse, sefaletin kol gezdiği (buna rağmen
doğal güzelliklerine doyum olmayan) Cozumel ve Hollanda St. Maarten'inden,
gayet basit yaşayan, denizi ve doğası inanılmaz derecede büyüleyici
olan St. Lucia ve Aruba'ya, Alışveriş cenneti sayılan Doğubank'ın
Karayipler Şubesi St. Thomas'tan zenginlik abidesi ve off-shore
cenneti Cayman'lara kadar, her zevke hitap eden bir ada mevcut.
Aşk Gemisi İle Karayip
Gezileri
Hepimizin aklına, Aşk gemisi dendiğinde, önce Kaptan Merrill Stubing,
yönetici Burl "Gopher" Smith, çapkın doktor Adam Bricker,
barmen Isaac Washington, gezi direktörü Julie McCoy ve kaptanın
kızı Vicki ile meşhur "Aşk Gemisi" gelecektir. Hatta,
Jack Jones'un söylediği, "The Love Boat" şarkısını mırıldanmaya
başlamışsınızdır bile. Şimdiki gemilerin yanında, boyut ve lüks
olarak sandal gibi kalan Pacific Princess'i de unutmayalım. Gerçeği
söylemek gerekirse, "gemiler" hala var ama "aşklar"
yok. Filmlerde bizlere empoze edilen o sonsuz serbestlik içerisindeki
aşkları bulmak bence hayal. Bu sebeple, geziye, "halıhazırdaki
aşkınız" ile gitmeniz daha akıllıca.
Gemiler
Son yıllarda, değişen gezi eğilimleri
neticesinde, bu tür seyahatler, Aşk Gezisi'nden ziyade, "Fun-Ship"
olarak lanse edilen eğlence ve aktiviteye dönük olarak düzenleniyor.
Gemi boyutları da oldukça büyük. Bir örnek olarak, son bindiğim
gemi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum : 300 metre boyunda,
110.000 groston ağırlığında, 2.974 yolcu ve bin beşyüze yakın personel
kapasiteli. Yaklaşık kırk kilometre/saat hız yapıyor. Bu rakamlar
size birşey ifade etmeyebilir, ancak adeta 20 katlı apartman yüksekliğindeki
gemileri görünce, bu büyüklük daha iyi anlaşılıyor. Genelde, bu
sınıftaki gemilerde, yolculara açık 13-14 kat bulunuyor.
Bu tür gemilerde, yalpayı
önleyici özel yan kanatlar olduğu için, 2-3 metre yüksekliğindeki
dalgalarda bile çok az bir sarsıntı hissediliyor. Genelde, daha
ilk günden alışılan çok hafif bir sallantı dışında hiçbir rahatsızlık
söz konusu değil. Yine de, bulantıya karşı kullanılan ve aynı zamanda
hafif miskinlik veren "tylenol" kökenli ilaçlardan kamaralarda
dahi mevcut.
Yalnız, 1999 senesinde, yaklaşık
400 kilometre yakınımızdan geçen bir kasırga, koskoca gemimizi iki
gün iki gece boyunca aralıksız sallamıştı. Gemi önce baştan kıça
doğru bir yükselip bir alçalıyor, daha sonra da sağa ve sola yalpalar
yapıyordu. Hatta, Martinique adası da programımızda olmasına rağmen
bu kasırga sebebi ile uğrayamamıştık.
Gemi arkasında ve önünde
yer alan büyük açıklıklarda, aralıksız panoramik asansörler işliyor.
Bir haftalık gezinin sonunda dahi, restaurant veya kamaralarını
bulamayanları, kaybolanları biliyorum. Çoğu zaman, gemilerin içinden
adeta birkaç cadde geçiyor. Akşam saatlerinde bu caddelerde gezintiye
çıkanlar mı istersiniz, tezgahlarını kurup resminizi yapan sokak
ressamları mı, profesyonel fotoğrafçılar mı, hepsi emrinizde. (Sail&Sign
kartınızı rica edebilir miyim lütfen?)
Ne Zaman?
Geziler yıl boyunca mevcut. Talnız, tropik iklimde, Nisan - Mayıs
aylarından başlayarak, Eylül ayına kadar yağmur mevsimi olduğunu
unutmamak gerek. Fiyatlar da, programlar da buna göre değişiyor.
Nasıl?
Peki nasıl bir gezi seçilmeli? Bir kere, bu gezilere yalnız gidilmemeli.
Yıllardır kahrınızı çeken, gün yüzü göstermediğinizi düşündüğünüz
bir eşiniz varsa, birisine yeniden aşık olmak istiyorsanız, geleneksel
tatillerden sıkıldıysanız, işte fırsat. Neticede, Viyana kapılarına
dayanmış bir ırkın ahfadı olarak, büyük bir ihtimalle Türkiye'den
geziye katılacağımız için, tüm bu git-gel'e değecek en az bir haftalık
bir gezi olmalı. Bu gezi için de, en az on gün ayırmalısınız. Gemiler,
Miami veya Puerto Rico'dan kalktığı için, gerekli Amerika vizesini
ve diğer vizeleri (örneğin Fransız ve Hollanda Antilleri için Schengen)
almış olmanız lazım.
Bence, çok fazla yer (ada)
göreceğim diyerek, 7 gün - 7 ada türündeki programları seçmeyin.
Parasını ödediğiniz ve gerçekten strandartları yüksek olan geminizden
faydalanabilmek, beraberinizdeki kişi ile adeta bir balayı yaşamak
niyetinde iseniz, en fazla 3 veya 4 adaya uğrayan, kalan 2-3 günü
de "Fun Day At Sea" olarak denizde geçireceğiniz programları
tercih edin.
Başlangıç : Miami
Gezinize başlangıç için benim önerim,
hem uçuş kolaylığı açısından, hem de gidişte veya dönüşte birkaç
gün mola verdiğinizde, arada bir mini Amerika gezisini de çıkarabileceğiniz
Miami. İster Art-Deco tarzının doruğundaki Ocean Drive'da Paparazzi
Bar'da sabahlara kadar eğlenin, ister Crab House'ta lezzetli deniz
ürünlerini tadın, ister Key West'e kadar gidip Ernest Hemingway'in
izlerini takip edin, ister Coral Gable'da turlayın, ister uzun sahillerinde
Okyanus ile kucaklaşın, isterseniz Amerika'nın, hatta dünyanın en
büyük shopping Mall'larından biri olan Sawgrass Mills'te tüm gezi
paranızı harcayın… Miami'de sizin aradığınız ne ise, mutlaka vardır.
Son yıllarda, suç oranı düşmüş olsa da, bu bölgede her zaman dikkatli
olmanız gerektiğini de hatırlatmak isterim.
Miami için, konumuzla ilgisi
olmasa da kısa ama ilginç bir bilgi geçmek istiyorum : Strip'te
(yani otellerin sıralandığı Miami Beach'te) hangi büyük isimli otele
giderseniz gidin, Lobby'de oturup nefeslenecek koltuk bulmak olanaksız.
Hepsi, otellerin yönetimleri tarafından kaldırılmış durumda. Ancak,
barın yanında veya birşeyler içilmesinin zorunlu olduğu kısımlarda
koltuklar var. Gerekçeleri ise, Miami'de yaşayan dedelerin ve ninelerin,
sık sık gelip bu otel lobby'lerindeki koltuklarda oturmaları, klimanın
nimetlerinden faydalanmaları ve hatta uyuyup kalmaları. Kaldırsan
olmaz, git desen gitmez, kovsan doğru olmaz şeklindeki bu sorun
sebebi ile bu tür bir uygulamaya gitmişler, aklınızda olsun.
Gemiye Giriş :
Miami'yi gezdiğinizi, nimetlerinden faydalandığınızı farzederek,
artık gemiye doğru yola çıkıyoruz. Binişler genelde öğle saatlerinden
itibaren açılışı. Biraz karışık gibi görünse de, gemilere girişte
aslında çok büyük bir düzenle karşı karşıyayız. Düşünün ki, iki
bin üç bin kişi, yarım günde gemiye check-in yapıyor.
Rıhtıma varışımızla, görevliler
bizi daha parkta karşılıyor. Elimizdeki valizleri alıyor, geziden
haftalar öncesinde bize gelen kitin içinde yer alan valiz etiketlerimizin
takılı olup olmadığını kontrol edip, birkaç güvenlik sorusu soruyor
ve daha ilk adımda, valizlerden kurtuluyoruz. Onları artık akşamın
ilerleyen saatlerinde kamaramızın önünde göreceğiz.
Daha sonra çok büyük bir
salona alınıyoruz. Burada ise, elimizdeki alkol şişelerinden kurtuluyoruz
: Gemi içerisinde, dışarıdan getirilen alkolü içmek yasak. Evet
yanılmadınız, buna rakı da dahil. Burada el konulan şişeler, gezinin
bittiği son gece kamaranıza teslim ediliyor. Gezi boyunca adalardan
aldığınız her türlü alkollü içecek te aynı kaderi paylaşıyor.
Bu salonda, ağır ağır ilerleyen
sıra, nihayet yaşlı emekli teyzelerin işlem yaptığı bankolarda sona
eriyor. Daha önceden size gönderilmiş olan kit'in içindeki her sayfayı
doldurmuş olmanız lazım : geliş gidiş detaylarınız, kredi kartı
bilgileriniz, acil durumda haber verilmesi gereken yakınlarınızın
adres bilgileri gibi… Pasaportlarınız burada teslim alınıyor, gezi
sonuna kadar bir daha görmüyorsunuz. Kamara numaranız burada veriliyor,
elinize de bir kart tutuşturuluyor : Sail&Sign Kartı. Yani,
"hocam, düşünme, sen bu plastikle harca, sonra bir güzellik
yaparız" türünde. Bu kart herşeyiniz : Kimlik, kredi kartı,
güvenlik belgesi… Son olarak, gemiye girişte, özel bir fotoğraf
makinesinin önünde duruyorsunuz, vesikalık fotoğrafınız çekiliyor,
barkod haline getiriliyor ve bu kartın arkasına işleniyor. Kartınız
resimsiz gibi görünse de, aslında resim bilgileri saklı.
Gemiye girmeden önce, hatıra
fotoğraflarınızdan ilkini çektiriyorsunuz : Üstünüzdeki panoda günün
tarihi, gemi ve gezi adı var. Güverte ile rıhtımı birleştiren köprüden
geçerken, anakaraya son bir kez bakıyorsunuz. Artık önünüzdeki bir
hafta boyunca, bazı saatler haricinde, devamlı hafif haif sallanacaksınız,
hazır olun. Hatta gezi sonrası, birkaç gün boyunca, eviniz ve odanız
da size sallanıyormuş gibi gelecek.
Kartımızı gemiye girerken
güvenlik girişine sokuyoruz ve resmimiz, "Wanted" güzelliğinde
ekranlarda beliriyor. (Böylece, kartı bulan başka birinin gemiye
girmesi engelleniyor.) Son bir kez güvenlik (ve şüphesiz şişe) kontrolü
sonrası, artık geminin içindeyiz. Hemen yine kısa bir not düşelim
: Gerek uğurlama aşamasında, gerekse adalarda, gemilere "kesinlikle"
ziyaretçi alınmıyor.
Kamaramızı buluyor ve oda
görevlimizin sıcak karşılaması ile keyifleniyoruz. Kendisini tanıtıyor
ve birşeye ihtiyacımız olup olmadığını soruyor. Önümüzde keyifli
günler var. Bu görevli, iki dakikalığına bile odadan çıktığımızda,
hemen arkamızdan havlumuzu değiştirecek, buzumuzu tazeleyecek, yatakları
düzeltecek ve bizlere küçük sürprizler hazırlayacak. Havlulardan
birkaç katlama ile yaptıkları inanılmaz güzellikteki sayısız hayvan
modeli, yatakların üstünde sizleri bekliyor olacak. Hatta dikkat
edin, sizleri şaşırtmak için, tişortlarınızı, gözlüklerinizi ve
şapkanızı kullanarak yatak içinde bir insan varmış izlenimi bile
verebilirler.
Türk Batmaz, Türk Boğulmaz
Geminin genelde akşamüstü 17:00 civarındaki ayrılışını, şampanya
eşliğinde, konfeti yağmuru altında üst güverteden şapka sallayarak
seyredeceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Yeni düzenlemeler
ile, biraz da gemi direktörlerinin kurnazlığı sayesinde, gemi limandan
ayrılırken kimse ayak altında dolaşamıyor. Gemi kalkışından 15 dakika
önce, genel alarm veriliyor. Hemen kamaranıza gidiyor, dolapların
içindeki can yeleklerini alıyor, bağlıyor ve yeleğin üzerinde yazan
harfe göre, aslında acil durumlarda gitmeniz gereken toplanma istasyonlarına
doğru yöneliyorsunuz. Görevliler, kamarada saklanmaya çalışanları,
tembelleri ve boşvermişçileri özellikle arayıp tarayıp buluyor ve
istasyona gitmelerini sağlıyor.
Yalnızca Türk'lere özel bir
uygulama mevcut. Bizler "BBOA" standartlarına sahip olduğumuzdan
("Bize Birşey Olmaz Abi") ve genlerimizde "BRIG"
antikorları bulunduğundan, ("Bir Rakı İç Geçer") boğulma
sorunumuz yok, bu sebeple, alarm provasına katılmamız anlamsızlaşıyor.
Bunu diğer Türk konuklar da biliyor olmalı ki, bütün gemi yolcuları
istasyonlarında iken sadece bizler ortalarda dolaşıyoruz.
Genel prova gemi kalkışı
ile sona eriyor. Aslında, bu provanın, denizden helikopterler ile
liman yetkililerince ve sahil güvenlik birimlerince izlendiğini,
hakkını vererek yapılmayan bir provanın tekrarlattırıldığını, geminin
limandan çıkışına ancak bu prova sonrası izin verildiğini de hatırlatalım.
Artık, gün batışını, rotanıza göre Key West üzerinde mi seyredersiniz,
Küba açıklarına doğru mu, size kalmış.
|