|
|
 |
Girne
: Kuzey
Kıbrıs' ın kuzeyinde bütün doğal güzelliklerin birleştiği bir yerde bulunur.
Sakin ve büyük şehrin gürültüsünden uzakta, dinlenmek isteyenler için
çok uygun bir yerdir. Doğu ve batısında kilometrelerce uzanan kumlu plajları
yanında lüks otelleri , otel apartmanları ve piknik yeleri bulunmaktadır.
Girne' nin ilginç yerlerinden biri de Girne Kalesi ve tarihi yat limaıdır.
Bizanslılar tarafından yapılıp, Lüzinyanlar ile Venedikliler tarafından
bazı ilavelerle, adanın korunhması için sağlam bir şekle sokulan Girne
Kalesi günümüze kadar ihtişamını korumuştur. At nalı şeklindeki liman
boyunca birçok rastoran, bar ve kafeteryalar mevcuttur.
Gazimagosa
: Küçük bir ticaret limanı ve balıkçı kasabası olarak kurulmuş olan
Gazimagosa 18. yüzyıda Lüzinyanlar devrinde gelişmiş, Doğu ile Batı arasında
önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Aynı dönemde inşa edilen
365' e yakın ibadet yeri ve devrin asillerine ait sarayları ile Akdeniz'
in en zengin kasabası olmuştur.
İnşa edilen katedraller arasında Lüzinyan Krallarının taç giydikleri ve
Gotik mimari tarzının harikulade bir örneği olan St. Nicolas Katedrali
de bulunmaktasır. Bu katedral 1571' de fetihten sonra mimari şekli bozulmadan
ilave edilen bir minare ile cami şekline dönüştürülmüş ve Lala Mustafa
Paşa Camii olarak iamlendirilmitir.
1489' da Kıbrıs' a hakim olan Venedikliler, dıştan gelecek herhangi bir
saldırıyı önlemek için Gazimagosa' yı bir çember içine alan, bugüne kadar
korunan ve Ortaçağ savunma mimarisinin en güzel örneğini teşkil eden heybetli
surları inşa etmişlerdi. Bu surlar nedeniyle 1571' de Türkler Gazimagosa'
yı çetin bir savaştan sonra 4 ayda zaptedebilmiştir.
Lefkoşa : Lefkoşa etrafında, 1570' de Venedikliler tarafından, Türklere
karşı savunma maksadı ile yapılmış kalın ve yüksek surlar vardır. Bütün
Lefkoşa' yı çeviren çember şeklindeki bu surlarda onbir burç yer alır.
Konstanza diye bilinen burcun üzerinde Kıbrıs' ın Türkler tarafından fethi
sırasında şehit düşen Bayraktar' ın Türbesi ve Bayraktar Camii yapılmıştır.
Üçyüz seneden fazla Türk idaresinde kalmış Kıbrıs' ın diğer şehirlerinde
olduğu gibi eski Lefkoşa'da da bariz bir Türk şehri karakteri verdır.
Batık
Gemi Müzesi
GİRNE KALESİ'nde bulunan Batık Gemi Müzesi'nde sergilenen
gemi, bugüne dek ele geçen en eski gemi olarak bilinmektedir. Akdeniz’de
İskender’in ölümünden sonra kurulan Hellenistik krallıklar dönemine aittir.
İlk olarak 1965 yılında bir sünger avcısı tarafından suyun üç metre derinliğindeyken
farkedilmiş ve Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları tarafından çıkarılmıştır.
Batıktaki badem kalıntılarına yapılan testler M.O. 288, kerestesine yapılan
testler ise M.O. 389 yılını göstermektedir. Bu da geminin battıgı zaman
yaklasık seksen yıllık oldugunu gösterir. Geminin 15 metre uzunlugundaki
gövdesi Halep camından yapılmıştır. Akdeniz ağaç kurdundan korunması icin
de kabuk koruyucu bir madde ile kaplanmıştır. Gemide bulunan 400 civarındaki
anforanın Rodos’tan yüklendiği sanılmaktadır. Bunun yanısıra Istankoy
işi 29 adet bozalt değirmen tasıyla da karşılaşılmıştır. Teknenin adaya
yönelmeden önce Akdeniz ve Ege kıyılarında alışveriş yaptığı, tekne mürettabatının
ana besin kaynağının badem oldugu bulunan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Gemide insan iskletine ise rastlanmamıştır.
Canbulat
Türbesi ( Arsenal Tabyası )
Kilis Sancak Beyi olan Canbulat Beyin, Kıbrıs’ın fethine karar verildiğinde,
hazırlanan kuvvetler arasına dahil edilmesi önerilir. Lefkoşa’nın Osmanlılarca
fethinde üstün yararları görüldüğünden, 1570’te Magusa’yı kuşatan Osmanlı
ordusunda, İskender Paşa ve Deniz Paşa ile birlikte görevlendirilir. Orjinal
adı Arsenal tabyası olan mevkide şehit düştüğü inancıyla türbesi buradaki
tabyanın altında bulunmaktadır. Zamanla yıpranan bina 1968 yılında yeniden
inşa edilerek ön kısmı da bir müzeye dönüştürülmüştür. Halen müzede etnografik
ve arkeolojik eserler sergilenmektedir.
Lala Mustafa Paşa
Camii ( St. Nicholas Katedrali )
LUZINYANLAR döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında yapılmış olan
yapı, tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Luzinyan
kralları, önce Lefkoşa’da St. Sophia Katedrali’nde Kıbrıs Kralı, sonra
da Magusa’da St. Nicholas Katedrali’nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi.
1571 yılında cami haline getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir.
Katedralin Batı cephesi mimarisi Fransa’daki Reims Katedralinden etkilenmiştir.
Gotik tarzda işlemeli essiz bir penceresi bulunmaktadır. 16. yy. Venedik
galerisi avluda yer almakta ve günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır.
Girişteki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir.
Bazı hayvan figürleriyle süslü kabartmanın Salamis’teki bir tapınaktan
geldiği sanılmaktadır. Katedralin apsiti, coğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu
gibi, Doğu üslubunda, üç bölmelidir. Yukarıdaki pencereler iyi korunmuş
olup, batı cephesinde ve yanda iki sapel bulunmaktadır. Yapının önünde
bulunan tarihi cümbez agacı adanın kuzeyinde çok az bulunmakta olan tropik
bir incir türüdür.
Latin
St. George Kilisesi
13. yy. sonlarında inşa edilmiş, Gotik üslubun güzel örneklerindendir.
Salamis yıkıntılarından getirilen malzemelerin kullanıldığı, mimarisinde
Paris’teki St. Chapelle kilisesinden esinlenildiği düşünülmektedir. Beş
bölümlü bir nefi olup, bir koro yeri de bulunmaktadır. Günümüze kadar
ulaşan, bu koro yeri ve kuzey duvarıdır. Geniş ve uzun pencereleri bir
zamanlar Gotik oymalarla süslüydü. Kilisenin şehrin surlarının yapımından
önce inşa edildiği, sur özelliği taşıyan yapısından anlaşılmaktadır.
Salamis Antik Kenti
Şehir Bronz Çağı sonlarında başlayan göçler sırasında Anadolu'dan
gelen kavimler ve bunlara Yunanistan'dan gelerek Kilikya'da katılan Akalar
tarafından kurulmuştur. Truva kahramanlarından ve Salamis adası kralı
Telamon'un oğlu Tefkros. şehrin kurucusu olarak bilinmektedir. M.Ö. 707
yılında gerçekleşen Asur hakimiyetinden sonra M.Ö. 560 yılında bastırılan
sikkelerden, Salamis kralı Evelthon'un adanın idaresini ele geçirdiği
anlaşılmaktadır. M.Ö. 499 yılında Atinalı Kimon'un Kıbrıs'taki Pers hakimiyetine
son vermek için düzenlediği sefer başarısızlıkla son bulmuş ve Kimon'un
ölümü üzerine Atinalılar, Kıbrıs'ı alma girişiminden vazgeçmişlerdir.
Bundan sonra Fenikeli idareciler başa geçer, fakat ticaret ve diğer konularda
gerileme başlar. M.Ö. 411 yılında Tefkros ailesinin üyelerinden Evagoras,
Salamis krallığını ele geçirir. Tüm adayı hakimiyeti altına almak isteyince
Salamis şehri Persler tarafından kuşatılır ve Evagoras Pers Krallığına
vergi ödemek zorunda bırakılır. Bu durum İskender devrine dek sürer. İskender
döneminde Salamis kralı olan Pyntagoras, İskender'e askeri yardımlarda
bulunduğundan kendisine Tamusus şehri verilerek ödüllendirilir. İskender'in
ölmü sonrasında Salamis sürekli el değiştirir. M.Ö. 294 yılında zor şartlar
altında Kıbrıs'ı alan Ptoleme Krallığı idaresi sırasında ada huzura kavuşur
ve bu tarihten itibaren Salamis baş şehir olma niteliğini kazanır. Kentin
bu parlak dönemi Roma egemenliği süresince de devam eder. Günümüzdeki
kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir. Roma idaresi altında şehrin bir
halk meclisi, bir senato ve ihtiyar meclisi bulunmaktadır. M.S. 76 ve
77 yıllarındaki depremler ve M.S.116 yılındaki Yahudi isyanları ile şehir
epeyce tahrip olur. Daha sonra ada Antakya vilayetine bağlanır ve Salamis
limanı, Suriye gemilerince ilk uğrak limanı olduğundan, şehirde bir ferahlama
görülür. M.S. 232 ve 342 yıllarındaki depremler yazık ki şehre yine büyük
zararlar verir. Bundan sonra Bizans İmparatoru Konstantinus şehri küçük
bir planda inşa ettirerek, Konstantinus adını verir. Şehir Kıbrıs'ın baş
sehri olarak Baf'ın yerini alır. Daha sonra şehir M.S. 647 yılındaki Arap
akınları ve yer sarsıntıları nedeniyle terkedilerek, bugünkü Magusa şehrini
oluşturan bölgeye halk göc etmek durumunda kalır.
St.
Mamas Manastırı
ST. MAMAS, 12. yy'da yaşamış Hristiyan bir azizdir. Adada onun adına
adanmış 14 kilise olduğu söylenmektedir. St. Mamas manastırı 18. yy. 'dan
kalmadır. Giriş ve sütünları Bizans kilisesinden kalıntıların üzerine
Luzinyanlar tarafından inşa edilmiştir. St. Mamas'ın mezarının başından
beri aynı yerde olduğu sanılmaktadır. İkonastasisinin mermer alt kısmı
Venedik kalkanlarıyla bezelidir. Agaçtan yapılmış boyalı üst kısmı 16.
yy oymacılık sanatının örneklerindendir.
Venedik Sütunu
( Atatürk Meydanı )
ATATÜRK MEYDANINDAKİ Venedik Sütunu ( Dikilitaş ) Venedikliler tarafından
1550’de dikilmiştir. Eskiden üzerinde St. Mark aslanı bulunuyordu. Osmanlılar
sütünü kaldırarak Sarayönü Camisinin avlusuna koymuşlardır. İngilizler
1915 yılında, 6 m yüksekliğindeki sütünü şimdiki yerine yerleştirmişlerdir.
Tek kurşuni renkte bir granit olan sütünün, Salamis’teki bir mabetten
getirildiği sanılmaktadır. Sütünün alt tarafında 6 İtalyan ailesinin armaları
bulunmaktadır. Sütünün üzerindeki bakır küre sonradan ilave edilmiştir.
Atatürk Meydanının batısındaki binalar ( Devlet Daireleri ) 1900’lerin
ilk yıllarında İngiliz Koloni devrinde inşa edildiklerinden özel bir görünüme
sahiptirler. Binaların doğuya bakan yönünde bir çeşme vardır. Ayrıca Kralişe
Elizabet’in 1953 yılında tahta çıkması nedeniyle inşa edilen bir platform
bulunmaktadır. Üzerinde İngiltere’nin arması bulunan bu platformdan, İngiliz
valisi, Kraliçe’nin tahta çıktığını ilan etmiştir.
Kıbrıstaki diğer
tarihi mekanlar ;
Girne Kalesi
Anthipanitis Kilisesi
Halk Sanatları Müzesi
Ikon Müzesi
St. Hilarion Kalesi
Bellapais Manastırı
Buffavento Kalesi
Lambousa
Hz. Ömer Tekkesi
Sourp Magar Manastırı
Lapta
Othello Kulesi
Venedik Sarayı ( Proveditore Sarayı )
Namık Kemal Zindanı
Grek St. George Kilisesi
Ikiz Kiliseler
Magusa Surları
Kara Kapısı ( Ravelin )
Deniz Kapısı ( Porta Del Mare )
Canbulat Türbesi ( Arsenal Tabyası )
Kertikli Hamam
Kral Mezarları
St. Barnabas Manastırı
Kantara Kalesi
Panaya Kanakaria Kilisesi
Sinan Paşa Camii ( St. Peter & St. Paul Kilisesi )
Nestoryen Kilisesi
Selimiye Camii ( St. Sophia Katedrali )
Bedesten
Tac Eserler Muzesi ( Lapidary Muzesi )
Kumarcılar Hanı
Büyük Han
Derviş Paşa Konağı ( Etnografya Muzesi )
Mevlevi Tekkesi ( Etnografya Muzesi )
Haydarpaşa Camii ( St. Catherine Kilisesi )
Soli Harabeleri
Vouni Sarayı
Aya Trias Bazilikası
Ayios Philon Oren Yeri
|