|
|
||||||||||||||
|
|
| T O K Y O | |
Para; Paranızı ülkeye USD dolar bazında sokup, orada Japon Yen'ine çevirmenizi tavsiye ederiz. Postaneler veya bankalar bu iş için ideal ama postanelerin rate'i biraz daha iyi. Bunun yanısıra Citibank veya herhangibir banka atm'sinden kredi kartınız aracılığıyla para çekebilirsiniz. Bununla birlikte kredi kartınız Plus veya Cirrus Network değilse Japonya'da tamamen kullanışsız olacaktır. İklim; Japonya ya giderken giyim konusunda da tedarikli olun. Özellikle Haziran ve Temmuz ayı ortası çok nemli. Yazın hava sıcaklığı 38 dedeceye kadar çıkabilir. Kış aylarında soğukluk, özellikle ülkenin güneyinde -2 veya -3 civarlarında olabilir. Sonbahar için Japonya ya gitmek için en iyi mevsim diyebiliriz. Japon Adaları, kuzeyden
güneye yaklaşık 15 derecelik bir enlemde uzanır. Bu yüzden iklim bölgelere
göre oldukça büyük farklılıklar gösterir. Yıl boyu ortalama sıcaklık,
Sibirya tarafından gelen soğuk kuzeybatı rüzgarlarının etkisiyle, kuzeydeki
Hokkaido adasında yaklaşık 4°C iken, sıcak Kuroşio Akıntı'sından (Japon
Akıntısı) etkilenen güneydeki Ryukyu adalarında yaklaşık 16°C'yi bulur.
Japonya'nın kuzey bölgesinde kışlar dondurucu ve sert, yazlar ise serin
geçer. Güneyde ise tam tersine yazın nemli ve oldukca sıcak bir yarı-tropikal
iklim görülürken, kışları da ılık ve çok kısa süreli kar yağışlı bir mevsim
hakimdir. Japonya, güneydoğu musonlarının geçiş bölgesinde olduğundan
yazları çok nemlidir. Yıllık yağış oranı Hokkaido'da 1020 mm'den; Honşu'da
3810 mm'ye kadar bölgesel değişimler gösterir. Ağustos sonlarında başlayan
tayfun mevsimi özellikle güney ve batı kesiminde olmak üzere ülke genelinde
etkilidir. Tayfunlar her yıl başta denizcilik ve balıkçılık gibi alanlarda
ülke çapında büyük maddi zarara ve can kaybına neden olur. Bitki Örtüsü; Japonya'nın muhtesem zenginlikteki bitki örtüsünün sebebi Japonya'da özellikle yazların sıcak ve nemli olmasıdır. ülkede 17,000'den fazla çiçekli ve çiçeksiz bitki türü bulunur ve bunlar yaygın olarak yetiştirilir. Beyaz ve kırmızı erik, kiraz ve kasımpatı eski zamandan beri en gözde olan bitkilerdir. Japonya dağları Nisan ve Mayıs aylarında açelya ve şakayıkların açmasıyla birbirinden güzel renklere bürünür. Ağustos ayında nilüferler, ve nihayet Kasım'da birçok Japon çiçek festivalinin temel unsuru ve Japonya'nın ulusal çiçeği olan kasımpatları açar. Diğer önemli çiçekler olarak farekulağı, çan çiçeği, keklik çiğdemi (glayol) ve onlarca tür zambak sayılabilir. Birkaç çeşit yabani kır çiçeği türüne de rastlanır. Japonya park ve bahçe uygulamalarıyla da dünyaca ünlü bir ülkedir. Japon bahçeleri doğanın minyatür bir sembülüdür. Tabii ki, özel yöntemlerle üretilen ve saksıda yetiştirilen, bonsai ağaçlarını da unutmamak gerekir. Bonsai'in ilk olarak 1000 yıl kadar önce Çin'de bulunduğu sanılmaktadır. Japonya'ya gelmeşi ise dış kültür etkilerinin en hareketli olduğu dönemlerden biri olan Kamakura dönemine (1183-1333) rastlar. Bonsai, normal büyüklükteki ağaçlardan üretilir. Herhangi bir ilaç ya da kimyasal madde kullanılmaz. Ekimi ise normal ağaç ekimi ile aynıdır. Tohum, filiz yahut toprakta köklendirilmiş fidan, küçük bir saksı ya da tabağadikilerek kökleri ve dalları düzenli aralıklarla ve belli tekniklerle budanır. Bu şekilde ağaç yaş ve görüntü olarak gelişir ancak büyümez. Boyları 5 santimetre ile 1 metre arası değişir. Ağaçlar, boyları büyümeyen özel cüce ağaç türleri değil, her yerde rastlanabilen sıradan ağaçlardır. En çok kullanılanlar ise çam, bambu ve eriktir. İyi bakılan bir Bonsai ağacı yüzyıllarca yaşayabilir ve nesilden nesile aktarılır. Bonsai, oldukça zor bir uğraştır. Sadece temel konularda uzmanlaşmak bile 5 ila 10 yıl alabilir. Bir Bonsai ağacı, tabağı ve toprağıyla birlikte Yeryüzü ve Cennet'in aynı saksıdaki birlikteliğini temsil eder. Küçük bir saksının içindeki az bir toprak parçasının bile kendi Başına bir tabiat yaratabileçeğinin; bu ruha ve güce sahip olduğunun ifadesidir. Ağaç her zaman saksı ya da tabağın merkezine yerleştirilir. Bu sadece görsel bir simetri için değil Bonsai kültürünün felsefesini tamamlamak için gereklidir. Merkez her zaman yeryüzü ile cennetin buluştuğu kutsal yeri temsil eder ve bu yeri hiçbir şey işgal edemez. Geleneklere göre Bonsai yetiştirmek için asıl olarak üç elemanın gerekli olduğu söylenir: Şin-Zen-Bi yani Gerçek-İyilik-Güzellik. Eğitim; Çok gelişmiş bir eğitim sistemine sahip Japonya'da okur-yazar oranı %100'dür. İngilizce yabancı dil olarak ortaokuldan itibaren zorunlu olarak verilir. Japon Alfabesi;
Japon yazısı üç hece alfabesinden oluşur. Din; Japon
toplumu toplumsal ilişkilerin şekillendirilmesinde dini inanışlardan çok,
güçlü sosyal ve bireysel değerler üzerine kurulu bir toplumdur. Uyumluluk
ve karşılıklı bağımlılığın vurgulandığı eğitim sisteminin bunun sürdürebilir
kılınmasında önemli bir yeri vardır. Yukarıda ifade edilen
değerler çeşitli dini ve felsefi geleneklerden gelir. Temeli antik Japon
dini olan Şintoizm tarafından şekillendirilen Japon dünya görüşü, hiyerarşi,
sadakat, imparatorun tanrının oğlu olduğu anlayışlarını Konfüçyüzimden
almaktadır. Budizm ise toplumsal yaşamın, sanat ve tapınakların arkasındaki
temel değerdir 19. Yüzyıl'ın ikinci yarısında Şinto dini ulusal din olarak ilan edildikten sonra, imparatorun tanrılık vasfı ve diğer kutsal ve yüksek vasıflarının da ağırlığıyla, tüm Japon halkı dini kökenlerine bakılmaksızın Şinto tapınaklarında ibadet etmeye zorlandı. 1946'da Müttefik kuvvetlerin zorlamasıyla Şinto dini devlet dini olmaktan çıkarıldı ve imparator Hirohito Tanrı olmadığını resmen kabul etti. 1947 yılında Şinto resmi din olmaktan çıkarıldı ve mutlak dini özgürlük resmi olarak ilan edildi. Japonya'da en yaygın
inanç Şinto olarak görülmesine rağmen, aslen Şinto dini Budizm'in etkisiyle
büyük bir değişime uğradığı için, genel inanış Budizm'dir. Bu yüzden şintoist
olan kesimin büyük kısmı aynı zamanda budisttir. Hıristiyanlık, Rum Ortodoks,
Protestan ve Roma Katolik mezheplerinde görülmesine rağmen hıristiyan
kesimin oranı %1-2'yi geçmez. JAPON KÜLTÜRÜ Ziyarette; Eve, okula, hastaneye girerken ayakkabı çıkarılır; terlik giyilir. Çıkarılan ayakkabı, burnu kapıya bakacak şekilde çevrilerek düzeltilir. Ev sahibine verilen rahatsızlıktan dolayı özür dilenerek içeri girilir. Resmi ya da yarı resmi ziyaretlerde hediye götürmek adettendir. Hediye olarak mevsime uygun meyveler ve şekerlemeler en uygun olanlardır. Hediyeyi verirken, ''Size layık değil ama...'' ya da ''Sizin ağız tadınıza uyacak kadar iyi/lezzetli bir şey değil ama...'' gibi alçakgönüllü ve saygı ifade eden sözler söylenir. Ev sahibinin sunduğu yiyecekleri -sağlık açısından ya da dini olarak bir sakınca olmadıkça- reddetmek kabalık sayılır. Ayrılırken, ev sahibine konukseverliğinden dolayı teşekkürler edilir. Birkaç kez teşekkür etmek kibarlık sayılır. Son olarak çıkarken bir kez daha teşekkür edilir ve verilen rahatsızlıktan dolayı özür dilenir ve selam verilerek çıkılır. Bugün pek uyulmasa da, ev sahibine sırtını dönerek çıkmak kabalık sayılır. O yüzden geri geri çıkmak daha doğrudur. Bu kural birinin odasından çıkarken de uygulanır. Hastane ziyaretlerinde buket çiçek götürmek -çiçekler köksüz olduğu için, hastanın gözü önünde günden güne solup gideceğinden- kabalık sayılır. Tapınakları ziyaret
etmeden önce girişteki çeşmede eller ve ağız yıkanır. İçeride mümkün olduğunca
gürültü çıkartmamaya özen gösterilir. Tabağa alınacak yiyecek önceden gözle seçilir ve karar verdikten sonra bir kerede tabağa alınır. Haşi ile karıştırmak, aldıktan sonra vazgeçip geri koymak kabalık sayılır. Yemeği alırken Haşi'yi doğru kullanmak önemlidir. Haşi'yi yiyeceğe saplayıp almak büyük görgüsüzlük sayılır. Eğer Haşi kullanamıyorsanız, çatal-bıçak istemekte hiçbir sakınca yoktur. Hiçkimse kendi bardağını kendi doldurmaz. Yakınınızdaki insanların bardaklarını sürekli kontrol etmek, boşaldıkça doldurmak kibar bir davranıştır. Kendi içkisini doldurmak, yanındakilerin ilgisizliklerini yüzüne vurmak gibi anlamlara gelebileceğinden, iyi bir davranış değildir. Eğer kimse gerçekten içkinizi doldurmuyorsa en iyi yol sizin başkalarına içki sunmanızdır. Böylece sizin bardağınızın da boş olduğu farkedilir. Yemek bittikten sonra teşekkür edilir. En yaygın ve kibar şekillerden biri ''goçisosama deşita'' dır. Bu ''lezzetli yemekler için teşekkürler'' ya da ''herşey çok güzeldi, teşekkürler'' gibi anlamlara gelir. b)Günlük Yaşam; İkinci Dünya Savaşı'ndan önceki dönemde, balıkçılık ve tarıma dayalı bir toplum olması nedeniyle köy hayatı hakimdi. Ancak savaş sonrası dönemdeki sanayileşme ile birlikte şehirleşme hızlandı. Günümüzde halkın %78'i şehirlerde yaşar. Ancak, güçlü ülke ekonomisi ve gelişmiş teknoloji sayesinde köy ve şehir hayatı arasında büyük farklar yoktur. Elektrik, su ve doğal gaz ağı yurdun en ücra köşelerine kadar uzanır. Ayrıca ulaşımda da güçlükler yaşanmaz. Japonya'nın en küçük noktalarına kadar ulaşan tren yolları ve otoyollar bulunur. Hizmet, iletişim ve ulaşım ağlarının gelişmişliğinin sonucu olarak da köy ve şehir arasındaki fark giderek ortadan kalkmaktadır. Aile; Geleneksel Japon ailesinde baba geç saatlere kadar çalışır; anne ise eve ve çocuklara bakar. Baba'nın evde fazla zaman geçirmemesi yüzünden aile içindeki iletişim azdır. Dışardan bakıldığında Japonya'daki boşanma oranının batı ülkelerine göre az olması dikkat çekse de bunun sebebinin, sağlıklı aile yapısı değil, aile içindeki iletişim eksikliği olduğu gerçektir. Ev ekonomisinden anne sorumludur. Aileyi ekonomik olarak destekleyen baba, kazandığı paranın tümünü anneye verir. Anne, bu paranın içinden babanın aylık harçlığını verir ve geri kalanını diğer harcamalarda kullanır. Her ailenin en büyük rüyası kendi evlerine sahip olmaktır. Kazanılan paranın büyük kısmı, ev ve araba taksidi ve çocukların gelecekteki okul masrafları için yapılan birikimlere harcanır. Geçmişte iki ya da üç neslin birarada yaşadığı Japonya'da bugün çekirdek aile yapısı görülmektedir. Gün geçtikçe ailelerdeki çocuk sayısı azalmakta, buna paralel olarak Japonya'nın nüfusu giderek yaşlanmaktadır. Yaşlı nüfus Japonya'nın en büyük problemlerinden biridir. 2030-2040 yıllarında dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ülke olacağı tahmin edilmektedir. Çocuk sayısının azlığının sebeplerinden biri, yukarıda sözünü ettiğimiz sağlıksız aile yapısıdır. Diğeri ise, giderek zorlaşan hayat şartları karşısında evli çiftlerin çocuk yapmak istememeleri olarak görülebilir. Kadın / Erkek; Kadın
ile erkek hakları arasındaki eşitsizliğin giderek azaldığı günümüzde,
Japonya da bu değişime ayak uydurmaya çalışmaktadır. Yaygın ve çok yüksek
standartlı bir eğitim sistemi, sağlam ekonomisi, yüksek teknolojisi ve
mükemmel denebilecek iletişim ağıyla dünyanın en gelişmiş ülkelerinden
sayılan Japonya, tüm bu gelişmişliğine rağmen oldukça ataerkil bir yapıya
sahiptir. Kadınların politikaya katılım oranı çok azdır. İş hayatında
ise tüm yüksek mevkilerde erkekler bulunur. Birçok şirkette kadınlar,
kendileriyle aynı işi yapan erkeklerden daha az maaş alırlar (...ve nedense
hiç bir kadın buna ses çıkarmaz!). Japonya'da kadınların bireyden çok
süs olarak görülmesi, tarihi çok eskilere dayanan bir düşünce tarzıdır.
Ancak bu durum -gün geçtikçe azalmakla beraber- bugün de devam etmektedir.
Geleneksel Sporlar
a)Sumo a)Geleneksel Japon
Yemekleri Geleneksel Uğraşlar
|
|||||||||
|
|
|
|
| İletişim | Koşullar - Uygulama | Rezervasyon ve Ödeme | Forum | Site Haritası | | Copyright 2004 - On - Net A.Ş. | Bigglook | travel@biggtravel.com |
|
|
|
|