|
Toplum
yapısı olarak Belçika ve başkent Brüksel oldukça karmaşık ve ne yazık ki modern
bir Batı Avrupa ülkesine ters düşecek biçimde problemli bir yapıya sahip diyebiliriz.
Ülkenin genelinde üç farklı etnik grup yaşamakta:
Flamanlar :
Nüfusun %50 sini oluşturuyorlar. Ağırlıklı olarak kuzeyde yaşıyor ve Hollanda'nın
biraz farklı versiyonu olan Flamanca'yı konuşuyorlar.
Valonlar:
Nüfusun %47'sini oluşturuyorlar, ağırlıklı olarak güneyde yaşıyor ve ana dilleri
olan Fransızca lisanını konuşuyorlar.
Almanlar:
Nüfusun
%1'i gibi çok küçük bir kesimini oluşturuyor ve ağırlıklı olark batıda yaşıyorlar.
Bürüksel'de
ise durum farklı. Başkent'te nüfusun %85'i Valon ve ağırlıklı olarak Fransızca
konuşulmakta.
Brüksel
bunun yanında ülkede resmi dili iki tane olan
( Fransızca ve Flamanca ) tek bölge konumunda.
Bu şehre geldiğinizde eğer Fransızca biliyorsanız hiçbir zorluk çekmezsiniz.
Sadece ingilizce biliyorsanız yine problem yok .
Ama sadece Flamanca konuşabiliyorsanız iletişim kurmanız olanaksız olmasa da biraz
güç. Çünkü Flaman nüfus %15 kadar düşük bir oranda kalmakta.
Gelelim ülkenin toplum yapısıyla ilgili problemlere. Ülkede 100-150 yıl öncesine
kadar Fransızca tek resmi dildi.
Devlet idaresinde,eğitim ve öğretimde ve diğer tüm alnlarda Fransızca kullanılıyordu.
Flaman halkın kendi arasında konuştuğu basit bir dilden öteye gitmiyordu. Günümüzde
bildiğimiz Belçika 1830 yılında krallık olarak kuruldu ve anayasası sade Fransızca
olarak yazılmıştı.
1850'li yıllara gelindiğinde Flaman kesimi biliçlenmeye başladı ve haklarını elde
etmek ve ülkede Flamanca'nın da resmi dil olarak kabul edilmesi için mücadele
etmeye başladılar.
Ama mücadeleleri ancak 1898 yılında sonuç verebildi ve aynı yıl ülkede resmi diller
Fransızca ve Flamanca oldu.
Bu tarihten sonra ise Flamanlar güçlenmeye ve ülkede ciddi anlamda söz sahibi
olmaya başladılar.
|
Bu
konuda çok ilginç ve kayda değer bir örnek vermek istiyorum.
Ülkede Valon egemenliği baskınken seçimlerde bir insanın oyu sahip olduğu mülklerin
sayısına göre değişmekteydi.
Sözgelimi 10 adet mülkü olan bir insanın oyu 10 oy sayılıyordu. Bu dönemde Flamanlar
köylü olduklarından ve ellerinde mülkleri olmadığından oy bile kullanamıyorlardı.
Dolayısıyla Valonların şiddetli bir baskısı vardı. Gelgelelim o dönemdeki kral
kuralı değiştirip herkesin oyunu ister Flaman ister Valon olsun eşit sayınca Flamanlar
sayı bakımından biraz daha fazla olduklarından ülke politikasında etkin olmaya
başladılar. 1980 yılından beri ise ülkenin tüm hükümetleri Flamanlar tarafından
kurulmakta.
Ama günümüzde bu problemler politikacılar arasında kalmakta halk ise birbiriyle
çok iyi anlaşmaktadırlar.
Brüksel'de bunların yanında çoğu Belçika'nın sömürgesi olan Kango'dan gelme bir
zenci nüfusuna sahip.
Zencilerin çoğu beyazlar gibi iyi bir yaşam seviyesine sahipler.
Türkler
ise genellikle şehrin kuzey kesimindeki mahallelerde yaşamaktalar.
Türklerin orada, benim gözlemlediğim kadarıyla,
en büyük problemleri oranın halkıyla entegre olamayıp yeterince ilişki kuramamaları.
Bunun nedenleri arasında ise kültürlerin tamamen farklı olması ve özellikle de
din farklılıgını gösterebiliriz.
Ama sohbet ettiğim Brüksel'liler (bazı istisnalar olsada ) genellikle türkler'den
memnunlar.
Şehrin insanlarına gelince; bu şehre ilk geldiğimde aklımda, artık klişeleşmiş
olan ve herkesin tekrarladığı Avrıpalı insanların soğuk oldukları cümlesi vardı.
Ama tüm samimiyetimle söyleyeyim ki orada insanlar o kadar kibar ve güler yüzlü
ki şaşıp kalmamak olanaksız.
Hangi dükkana girerseniz girin mutlaka selamlanarak ve güleryüzle karşılanıyorsunuz.
Bu söylediğim şey sadece Brüksel için değil ülkenin geneli için de geçerli.
Sanırım bu ülkeden dönerken hafızamda en çok yer eden şey insanların sıcaklığı
idi.
Devam 
|