|
BEYAZIT KULESİ
VE KÖŞKLÜLER

Yangının erken
haber alınmasının ne kadar önemli olduğunu herkes bilir. Günümüzde, otomatik algılama
sistemleri, infrared kameralar hatta uydu aracılığıyla yangınlar izlenebilmekte,
telli veya telsiz uyarı sistemleri ile ilgili kişi ve kuruluşlar anında haber
edilmektedir. Hatta, haber alınması ve verilmesi otomatik olarak yapılmaktadır.
Acaba eskiden yangınlar nasıl gözlenirdi ve nasıl haber verilirdi? Günümüzdeki
teknolojinin olmadığı zamanlarda İstanbul’da yangının gözetlenmesi ve haber verilmesi
oldukça ilginçtir. Yangının izlenmesini ve haber verilmesini inceledim.
İstanbul’da yangın,
şehrin her tarafının görülebildiği üç noktadan, Beyazıt Yangın Kulesi, Galata
Kulesi ve İcadiye (Vaniköy tepesi) yangın kulesinden izleniyordu. Galata kulesi
hariç diğer iki kule yangın gözetleme amacıyla yapılmıştır. Beyazıt Yangın Kulesinden
bütün İstanbul, Kadıköy’den Vaniköy’e kadar Anadolu yakası ile Bebek’e kadar olan
Rumeli yakası, Galata Kulesinden kendi civarı ve Eyüp tarafı, Icadiye Yangın Kulesinden
ise Vaniköy ve Bebek’ ten öte Boğazın iki yakası gözetleniyordu.
Yangın, Beyazıt
Kulesi’nden gündüz sarkıtılan sepetlerle, Galata kulesine asılan bayraklarla ve
geceleri de fener yakılarak haber verilirdi. Bu bayrak ve fenerleri gören Icadiye
Kulesi top atisi yaparak yangını bütün İstanbul?a duyururdu. Top sesini duyan
İstanbul halkı yangının semtini öğrenmek için ‘köşklü’leri beklerdi.
İlk gözetleme kulesi
1750 de Küçükpazar yangınından sonra Alakapusu’nda Yeniçeri Ağası Sarayı yanında
yapılmış ve yanmıştır. Bu saray yeniden yapılırken yangın gözetlemek için bir
de ahşap kule ilave edilmiş, bu kuleye ’yangın köşkü’ gözcülerine de ‘köşklü’
adi verilmiştir. Bu tarihten sonra 1923 yılına kadar kulelerde gözetleme yapan
ve yangını duyuran kişilere ‘köşklü’ adı verilmiştir. Beyazıt Yangın Kulesinde
20, Galata Kulesinde 18 ve Icadiye Yangın Kulesinde 3 köşklü bulunurdu.
Köşklüler
koşarlı delikanlılardan seçilirdi. Köşklülerin güçlü, kuvvetli, gösterişli ve
ayağına çabuk kimselerden olması tercih edilirdi. Ayaklarının koşarlı olmasından
başka yapılarının da iri olmasına dikkat edilirdi. Çoğu Kaz dağlı, Alanyalı, Bozkırlı
delikanlılardandı hepsi bekar uşaklarıydı. Kulelerdeki odalarda yatar kalkarlardı.
Ayaklarına ‘karakaçan’
denilen tulumbacı yemesi giyerler, tulumbacı kesimi bol paçalı siyah veya kurşuni
pantolon giyerlerdi. Asker gibi kılıç taşır, bellerine toka takarlardı. Önceleri
Bab-i Seraskeri sonrada zaptiye Nezareti tarafından, baş ağaya 6, ikinci ağaya
4, üçüncü ağaya 3, çavuşlara 3, neferlere de birer çift ’nefer tayini’ verilirdi.
Giysilerini kendileri yaptırırdı. Omuzları apoletli, kırmızı renkli dik yakalı,
sari düğmeli ceketleri Şehremaneti (Belediye) tarafından verilirdi.
Ellerinde, püsküllü
ucu süngü gibi parlayan bir kargı olurdu. Bunu köpeklerden korunmak için kullanırlardı.Geceleri
ise ‘iskemle fener’ denilen muşambadan akordeon bir fener taşıyarak dolaşırlardı.
Uğradıkları yerlerde durur sopanın etrafında dönerek ?Yangınnnnnnn Vaaaarrrrrrrrrrr?
Galoncu Kullugundaaaaaaaa Yangınnnnnnn Vaaarrrrrrrrrr? seklinde bağırırlardı.
Sopanın etrafında dönerek bağırmalarının nedeninin çok hızlı koştukları için aniden
durmalarının kalp açısından uygun olmadığı için olduğu söylenmektedir. Köşklüler
yangın yerini kısa bir şekilde haber verdikten sonra yollarına devam ederlerdi.
Yolda köşklüye rastlayanların ve yangın yerini öğrenmek isteyenlerin ‘uğur ola
köşklü’ demeleri gerekirdi. Yanlışlıkla ‘yangın nerede’ dediklerinde ‘yangın senin
‘ diye küfürü yerlerdi.
Köşklüler İstanbul’un
semtlerini kız ve oğlan olarak sembolleştirmişlerdi. Kız tarafı Galata ve Boğaziçi,
oğlan tarafı ise diğer semtlerdi. Yangının nerede olduğunu öğrenmek isteyenlerin
bazısı da ‘kızın mi, oğlun mu oldu’ diye sorarlardı. Bazı kimseler gece çıkan
yangınlardan haberdar olabilmek için köşklülere belirli bir aidat öderler, köşklüler
de yangının yerini gece onların kapılarına önene kadar gelerek haber verirlerdi.
Nöbetçi olduğu
zamanlarda da kulede dolaşarak etrafı gözetler, yangın görülüp semti belli olduktan
sonra kendisine verilmiş olan bölgenin sınırına kadar giderlerdi. Gündüzleri sadece
resmi daire ve karakollara ve geceleri karakollara ve mahalle bekçilerine uğrarlardı.
Kuskusuz yangın
kuleleri içinde en çok bilineni Beyazıt Yangın Kulesidir. Beyazıt Kulesi ilk kez
1749 da ahşap olarak yapılımı ve 1756 dahi büyük Cibali yangınında bu kulede yanmış
ve yenisi yine ahşaptan yapılmıştır. 1826 da Yeniçeri ocağının kaldırılması sırasında,
Tulumbacı ocağı da kaldırılarak kule yıktırılmıştır. Aynı yıl çıkan Hoca Paşa
yangınından sonra bir kez daha ahşap olarak yenilenmiştir. Fakat bu defa da yeniçeri
yandaşları tarafından yakılmıştır. Bunun üzerine 1828 de II.Mahmut emriyle bu
kez kagir olarak Sene Kerim Balya’ya yeni kule yapılması emredilmiştir. Kulede;
Alaka pusunda
idi yangın köşkünün mekanı
Eski Saraya nakledüp bulmuş anda kararı
Ezcümle bu kale heman ahşap idi olnagehan
Yangın köşkü iken yandı naru kaza edüp suzan
Minareyi Süleyman yangın köşkü olup tahsis
Nice eyyam karar edüp hademesine bit tahsis
Sultan Mahmud adli kim bina iddi misli hadid
Kagir yapturup kalesini olgazi eyledi tecdid
şeklinde devam
eden uzun bir kitabe bulunmaktadır. Buradan anlaşıldığına göre ahşap yangın kulesi
yandığı zaman Süleymaniye Camisinin minareleri bir süre yangın gözetleme amacıyla
kullanılmıştır.
Beyazıt Yangın
Kulesi, Nöbetçi katı, İşaret katı, Sepet katı ve Sancak katı olmak üzere dört
kattan oluşmuştur. Yüksekliği 85 m dir. Gözetleme yerine kadar 180 basamak ve
gözetleme yerinden en üste kadar 76 basamak olmak üzere toplam 256 ahşap basamaktan
ibarettir. İlk yapımında geniş saçaklı külah biçiminde ahşap bir örtü ile sonlanmakta
idi. 1849 da değiştirilerek bugünkü sekizgen planlı ve yuvarlak pencereli üç kat
eklendi. 1889 da da kulenin üstüne demirden bir gönder dikildi. Gönderin yüksekliği
13 metredir. Kule, 1894 depreminde kısmen hasar görmüş ve aslına uygun olarak
onarılmıştır. Ana duvarları tastan yapılmış olan kulenin iç merdivenleri ahşaptır.
Kule, köseleri
yuvarlatılmış kesik piramit bir taban üzerinde yükselmektedir. Profilli ve geniş
bir tabladan sonra, kulenin gövdesi soğan biçimli bir taban öğesi ile başlamaktadır.
Taban, pilastr biçimi eğrisel dilimlerle bölümlenmiştir. Dilimlerin alt başlarında
ve gövdeye geçtikleri üst kesimlerinde sarmalar vardır. Dilimler üstte ayrıca
dışa doğru kıvrımlıdır. Bu biçimlendirme ile taban kesimi, yapraksı bir çanak
görünümündedir. Tabanda başlayan dilimler gövdede pilastr olarak devam ederler.
Gövdede halka görünümleri veren profilli kuşaklamalar vardır. Kule gövdesi üstte
yine çanak biçiminde konsollu bir öğe ile son bulur. Dairesel biçimli gözetleme
katı burasıdır. Yarim daire kemerli pencereler çepeçevre sıralanmıştır. Gözetleme
katının üstünde genişletilmiş bir tabla ve teras vardır.
Kulenin iki yanına
ikişer sepet, geceleri iki yanına birer kırmızı fener asıldığı zaman yangın Haliç’ten
Yeşilköy’e kadar olan kesimde, gündüzleri iki yanına birer sepet asılırsa veya
geceleri tek yeşil fener yakılırsa Anadolu yakasında, kulenin bir yanına iki bir
yanına bir sepet, geceleri iki yanına birer adet beyaz fener asılırsa Haliçten
itibaren Beyoğlu tarafında veya Boğazın Rumeli tarafında yangın çıktığı anlaşılırdı.
Yangın sönünceye kadar sepetler ve fenerler asılı kalırdı. Sepetler 1934 yılına
kadar yangınlarda sarkıtılmış ve daha sonra kaldırılmıştır.
YANGIN YERİ
GÜNDÜZ GECE
Haliç-Yeşilköy arasında İki yanına ikişer sepet İki yanına birer kırmızı
fener Anadolu Yakasından İki yanına birer sepet Bir yanına yeşil fener Beyoğlu-Boğazlar
Bir yanına bir, diğer yanına iki sepet İki yanına birer beyaz fener
Kulenin köşklüleri
Ağa ünvanınada bir zabitin emrinde idiler. Beyazıt kulesinin geleneklerinden,
yangını gören nöbetteki köşklü ‘Ağa bir çocuğun oldu’ derdi. Ağa da sorardı ‘kız
mi oğlan mı’, Anadolu yakası, Beyoğlu ve Boğazın Rumeli yakası yangınları ‘kız’,
İstanbul içi yangınları da ‘oğlan’ di. Haberi alan Ağa hemen kalkar, dolaptan
bir çanak maytap çıkarıp yakarak Icadiye yangın kulesine haber verir, ve Icadiye’den
yedi pare top atılarak yangın ilan edilirmiş.
Havanın açık olduğu
zamanlarda, Aksaray ve Beyazıt civarındaki yangınları Kule görevlileri tarafından
ilk haber verilmesi zaman zaman olmuştur. Hatta 1962 yılında Büyükada’da meydana
gelen bir yangının gözetleme yapan itfaiyeci tarafından sokağına kadar belirlemiştir.
Fakat havanın sisli ve yağışlı olduğu zamanlarda görünürlük fazla olmamaktadır.
Beyazıt kulesi
Cumhuriyet döneminde de kullanılmıştır. Yangın gözetleme amacının yanında hava
durumu Beyazıt Kulesindeki ışıklarla belirtilmiştir. 1995 senesine kadar, Beyazıt
kulesinin ışıkları mavi yandığı zaman açık, yeşil yandığı zaman yağmurlu ve sari
yandığı zaman sis ve kırmızı yandığı zaman kar yağacağını ifade etmiştir.
Galata ve Unkapanı
köprülerinin açık/kapalı konumları da geceleri sabaha karşı saat dörtle altı arasında
kulede yeşil ışık yandığı zaman, Haliçteki gemiler Marmara denizine, kırmızı ışık
yandığı zaman Marmara denizindeki gemiler Haliç?e, çift kırmızı yandığı zaman
ise köprülerin kapalı olduğu belirtilmekteydi.
Teknolojinin gelişmesiyle
Kule önemini kaybetmiştir.Günümüzde sürekli olarak iki itfaiyeci nöbet tutmaktadır,
fakat bu nöbet Kuleye sahip olmaktan ileriye gidememektedir.
Prof. Dr. Abdurrahman Şeref Kılıç
E-Mail: akilic@akilic.com
|