Biggistanbul Biggcinema Biggtravel Biggfootball Biggauto Biggmenu Biggshop Biggclub
   Ana Sayfa    Üyelik    Favorilerim


  GÜNCEL
  TÜRKİYE
  DÜNYA
  POLİTİKA
  EKONOMİ
  BORSA
  SPOR
  EĞİTİM
  KÜLTÜR-SANAT
  BİLİM - TEKNOLOJİ
  YAŞAM-SAĞLIK
  MODA-MAGAZİN
  HAVA DURUMU
  BASIN LİNKLERİ
  HABER ABONE
Anket
Rusya ve Amerika arasındaki soğuk savaş sıcak savaşa dönüşür mü?
Evet, dönüşür
Hayır, dönüşmez

Anket Sonucu



10 KASIM 07 Eylül 2008 Pazar  
 



Atatürk'ün Hastalığı


Ulu Önder Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937'de ortaya çıktı. Atatürk'ün sık sık görülen burun kanamaları doktorları tarafından basit yöntemlerle tedavi ediliyor, hastalığın gerçekte ne olduğu hakkında detaylı bir araştırma yapılmıyordu.


Gazi, 1938 yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada ciddi olarak hastalandı. Burada yapılan tedavi olumlu sonuç verdi. Ancak tamamen iyileşmeden Başkent Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığın artmasına sebep oldu. Aynı dönemlerde
Mustafa Kemal'in mutlaka çözüme ulaştırmak istediği bir sorun vardı: Hatay…


Hatay sorununun gündemde olması onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Amacı sıhhatinin yerinde olduğunu dosta düşmana göstermekti. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Milli dava uğruna sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının daha da artmasına sebep oldu. Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti.

Bu dönemde doktorlar tarafından yapılan tetkikler sonucu siroz hastalığı teşhisi kondu. Yurtdışından hükümet tarafından getirilen uzmanlar da teşhisi doğruladılar.

 

 

 

Gazi'nin o dönemde en büyük arzusu bir yattı. Ulu Önder'in bu isteği üzerine ünlü Savarona yatı satın alındı. Ancak yatın geldiği günlerde Atatürk'ün hastalığı iyice ilerlemişti. Gazi, yatı gezdiği gün beraberindekilere 'Bu yatı bir çocuğun oyuncağını beklemesi gibi beklemiştim. Meğer bana bir hastane olacakmış…"


Devlet işleri ile ilgilendi

Deniz havası hastalığına iyi geldiği için Savarona Yatı'nda bir süre dinlenirken bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip moralini düzeltti.

1938 yılı temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.


Atatürk'ün sağlığı ekimde bir ara düzelir gibi oldu. Doktorlar iki kez karnından su aldılar. Bu tedavi O'nu biraz rahatlattı. En büyük arzusu Ankara'ya gitmekti. Ancak çok arzuladığı halde Ankara'ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. Çünkü doktorları Ankara yolculuğunu sakıncalı bulmuşlardı.

Son mesajları

29 Ekim 1938'de Atatürk'ün kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir.

Atatürk 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış töreninde de bulunamadı. Nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Ancak artık geri dönüşü olmayan yolculuk yavaş yavaş başlıyordu. Hastalık kasım ayında günden güne vahametini arttırdı ve Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe Ulu Önder Atatürk aramızdan ayrıldı.