Biggistanbul Biggcinema Biggtravel Biggfootball Biggauto Biggmenu Biggshop Biggclub
   Ana Sayfa    Üyelik    Favorilerim






 
Ana Sayfa
Oğuz Baykara
Hasan Gezer
 




Hasan Gezer
 
 Kavgam  Efsaye - l, ll, lll

 


Damarlarıma yürüyor akşam sinsice

Günbatımı esintisiyle o serçeler ötünce
Hataların affı cehennemim olur
Her bahar umudumdur filizlere yürüyen
Oysaki her bahar cenneti umar, cehennemi bulurum

Umutlara tırpandır küstah itirazlar
Gözlerim kızıl kıyamet, sözlerim keskin sirke
Yüreğimdeki tipide yanar, ateşten öfkeler kuşanırım

Güneş öfkemi eritmeye doğar
Şiddetli ihtilaller yaşanır beynimin kıvrımlarında

Sek sek oynar gözbebeklerinde asılı gülümsemeler
Pimpirikli bakışlar altında yaşanıyor yaşanan ne varsa
İlişilmesin öfkeyle hüznün gerdeğine
Beynimin rahmine düşenden ne doğacak kim bilebilir?

Belki bir umut doğar kim bilir! ...

Hangi suya çizilir umudun resmi?
Hangi fizik hesabeder, damarımda akan akşamın debisini?



Sen
Özgürlüğüm müydün
Efsaye...
Baharda nisan yağmuru
Temmuz'da deniz köpük köpük
Ağustos'da gölgelik
Eylül'de bir yel serince
Ayrılıkta ılık bir buse
Susuzluğuma yetişen pınar
Öfkeli bir kışın baharı mıydın?
Şehirde aldığım temiz nefes
Yorgunluğumun akşam çayı
Anam mı, bacım mı, sevdiceğim mi
Yaşlı dünyadan beni kanatlarına alacak latif miydin
Efsaye...
Sen kimdin, neydin?
Düşüm mü, hülyam mı?

Eski bir kitapta öykü
Yazımın altın kalemi
Yırtık sayfada şiir
Gözde sürme
Dalda gül
Yoksa mercanotu mu?
Arasam bulur muyum seni?
Efsaye...

Efsaye -ll

Çocuk rüyalarımda yıldız mıydın
Efsaye...
Ya da çocuk saçlarımda sevgi elçisi

Zindandan, sıladan, askerden mektup
Mezarlıkta mardaval üzümü
Şayetle sevilmeyen, sadık dost
Karanlıkta -korkuma- ıslık mıydın
Efsaye...

Acılarıma, sarı merhem
Bir dağın doruğuna ulaşmanın mutluluğu
Yabancı çobanın dertli kavalı
Çakmaktaşı ile kavın aşkı mıydın?
Uçsuz bucaksız bir çölde sen...

Yoksa yok muydun?
Uçsuz bucaksız çölde serap mıydın?
Efsaye! ...
Yaklaştıkça varamadığım, vardıkça bulamadığım...
Efsaye….


Efsaye -lll

Yarısı yaşanmamış gece
Mahmuzlanan kısrağın yelesi

Öfkemin serseri yalnızlığı
Yüreğimin sessiz çığlığı
Aşkımın dinmeyen sancısı
Yanık sevdamın balaban mihmandarı

Ekmek, zeytin, soğan, tuz
Tohuma toprak, çıdama su musun?
Efsaye, Efsaye, Efsaye...


 

 Yarınlara Ağlamak  Kutlu Bir Sona Kırılan Kalem

 


Damlalar bekliyor…
Kalbimde; benden uzak bir yerde
Bense, bekliyorum, beyninin kıyısına kıvrılmış
Bekliyorum…

Yaşamak için yaşanmalara yanaşmadan
Savaşmadan sanrılarla
Dayanmadan dayanışma laflarına
Ayakta kalabilmek gerek, ayaklanmadan
Başından başlayalım yaşamın, yakalanmadan
Havva ile Adem'den
Ya da ruhlar aleminden…
Bir elma vadedemem
Ama ağlamayı öğrenebilirsiniz …

Kuyruğu koparılmış
bir
y
harfi
Ne kadar asil duruyor değil mi?
Y ile başlayan kelimeler…
Maarif takviminde yeni yıl
Islah edilmiş yavşaklık, yalakalık,
yataklık, yardakçılık, yağdanlık
Yalanlar, yalanlar, yalanlar… yutkunmadan söylenmiş
Yalancı bahar;
Mesela meyveye erken duran bir yemiş
İnanmıyorum kim demiş, kim demiş?
İnanmıyorum…

Sövmeyi bilirim; sövebilirim…
Sövmeyeceğim…

Yapışkan ve kirli sünger gibi laflar; öğütler…
İğfal edilmiş kelimeler silsilesi cümleler
Akıl hastası naralar
Maskeli kelimelerle kuşatılmış söylevler

Sahte bir tabloda,
gerçek ressamın fırça darbesi sandım,
yıllarca kendimi

Ağlamayı bilirim; ağlayabilirim….
Öğretebilirim…

Daha neyi bekliyorsunuz?
Gelin yaraları dağlayalım
Gülünebilecek günlerimiz olsun
Gelin birlikte ağlayalım…



Ekmek, gelecek, mektep derdi
Babam,
Adam olmak, derdi
Vicdan tedavülden kalkmadan evvel...

Şehre yabancı ruhlar taşınır,
Terkisinde yorgun umutlar
Dutlu kahve, amelenin ikinci evi
Dertlerin çıkmaz sokağı

Çeyrek ekmekle, insanlık sınavı ne acı
Yüz gram çay, on lira...
Geceler katran karası
İdarelik, idare edilenin göstergesiymiş meğer
Her gece, çocukluklar kanar
Sitem çağırır dudaklar
Yürek kanar, mahzun...
Gönül bağı, tarumar
Kırılmamalıydı gaz lambasının camı, çocuğun kumbarası da...

Yaşanmadan baharlar, kışı anlatır yorgun maki bakışlar
Tetikteki öfkeleri gizler, peykeler
Sebat, mihmandar oldu, yıllar yılı
İmbik imbik süzülmeden lekeler
Selam söyler, nehirler, denizler, beldeler
Umudun ninnisini söyler yeller

Çalınmış, yitik sanılan yarınlar
Kelepçeler, zincirler, demir parmaklıklar
Tanıklar, tanıklar, tanıklar
Tekmili birden tanıklar
Hatasız, efendilerine karşı, yargıçlar

Kutlu bir sona kırılan kalem
Ölüm, ölümüne tuzlu
Uğrunda ölünene rağmen

 

 Düşlenen Düş  Muştular Sunusu

 


Bir yalın düş düşlüyorum
Mecburen düşüme düşsün
Aksın zifiri bir gece göz kapaklarımdan
Salkım salkım uykum gelsin
Umulmadık bir anda usulca uykuma gelsin
Bir selamlık vakit yeter, tantanasız
Üşenmesin, velev ki esaslı bir düş olsun…

Nakkaşın gergefinde bir nakış, bir nişan olsun
İbrişim kuşakla bağlansın
Üstüme şal olsun

Şırfıntı kalleşliklerin vahşeti olsun
Şamar olsun, bedel ödetsin, savursun
Arkadaş, yoldaş, sırdaş olsun

Bir şıralı turta, sadra şifa, tavında
Derdimin dermanı iksiri, bulsun ve sunsun
Yana yakıla aradığım otacıyı muştulasın
Mostralık bir tutam düş olsun

Esaret hücresinde zincirleri kıran serkeş
Vuslat zaferinin kıvılcımını yaksın, şanı olsun
Mızrak olsun saplansın gecenin bağrına
Umursamadan yankılansın

Nabzına girsin tılsımlı bir kurşuncasına
Temkinsiz bir sevdayla, düşüm gibi, sev beni…



Akdeniz'den bilinmeyen mevsimlerle geldim

Gökyüzüne bir gökkuşağı dokudum
Hiçbir ressamın bilmediği renklerle desen desen
Yaban gülleri derdim ellik ellik
Taçlar yapıp taktım saçlarına
Bak işte sahiline vurdum
Yüreğimin yelkenleri efil efil

Yakmayan güneş, ıslatmayan yağmurlarla geldim

Çiğ düşmüş çimler serdim
Papatyalı halhal taşıyan ayaklarını bekler
Başına kelebekler konar
Buradayım, yalnız değilsin, diyen kanat kanat

Bir yel eser ılık ılık
Gönül kandilinde alevler dans eder
Topraklar getirdim bilinmeyen
Koynunda sevgi beslenir çıdam çıdam
Turkuaz yeşili geceler getirdim
Hüzünlerinde umudu emzirir lıkır lıkır
Bir saz çalar bir taraftan
Bu öyküyü muştular türkü türkü
Bulutlarla geldim, yakut yüzük gibi, taşında tahtın olur
Ne zaman sıkılsan görmediğin yerlere yolculuklara çıkarsın
Ansızın kapımı çalarsın ya da yanına beni de alırsın…

 

 Umudun Menzili  İnsan

 


Kül rengi geceler göz kapaklarında;
Zamansızlık ile yersizliğe yanar.
Sözler mahzundur titrek dudaklarında;
İfadeler hep manasızlığa yanar.
Yarım kalmış hayaller başaklarında
Beklersin; güneş doğmaz, yağmur geç yağar.

Kavuşmanın ninnisi kulaklarında
Umutsuzluk hırçın, ufukları sarar.
Derman var sanırsın da ayaklarında
Yollar uzun, çileli, menzile kadar...
Öfkem dinmez bu şehrin sokaklarında,
Gönül sessiz; yine de bir umut arar....


Aşmak istediğim sınırlar vardı,
Kendimle verdiğim savaş meselâ.
O köz yeniden alevlendi:
Ruhumun gizli köşelerinden
Esecek rüzgârları taşıyabilirim artık.
Mutluluğu ve kederi yeniden tanımladım,
Kıskançlığı ve minnettarlığı da;
Anladım ki kan ve kemik tüm insanlarda,
Farklı olan yürek ve niyet...


 İstanbul  Şiir ve Kahve

 

Gün ve gece bir başka tablo İstanbul'da;
Sabah erken, akşam geç olur İstanbul'da...

Kalbin uzak ise, O'na yakın olsan da;
Hasret yaman, sevda güç olur İstanbul'da!...

Birazcık gölge, bir yudum çay Çamlıca'da;
Mana derin, madde hiç olur İstanbul'da...

Gün gelip, nefes bitip, vade dolduğunda
Yıl ne zaman, saat kaç olur İstanbul'da?


Gel desem, bu akşam
Bir kahve ısmarlayayım sana
Bir fincan kahve:
Cezvesinde kaynamış hatıralar,
Köpüklerinde sevgi parlayan,
Fincanında dostluk ile telve
Bir yorgunluk kahvesi.

En iyisi ben sana
Bir şiir ısmarlayayım
Yanında da
Bir fincan acı kahve...


 Umut  

  Hamalın kendiri,
Ahçının kevgiri umut...
Kuşun her kanat çırpışı,
Ağacın tomurcuğu umut...
Babanın oğula yazdığı mektup,
Çocuk için, annenin memesi umut...
Yetim için, bir gülümseme,
Fakirin sermayesi umut...
Her gecenin sabahı umut
Yol umut, dava umut
Umudun kendisi, bir umut...


 


Bu şiirler Hasan Gezer'in "Umudun Menzili" adlı eserinden alınmıştır.

 

 Yolcu  

  İhanetler, birer çıban;
Yalnızlık, tuz biber, yaşama...
Umut, sirke olmuş;
Şaraba dönmesinden korkulan...

Gecelerin koynu sığınak;
Karanlıklar, gizlenilecek tek mekan
Gün ağarırsa, yayılacak şaşılası ne varsa...

Öfke dalga dalga, sarmış her anı
Hüzünler çavlan, çağlayan

Eski ile vasıflanmış, mahreme dair tüm kelimeler;
Yok artık, halvet zamanı

Gitmek ile kalmak arası, bir yol;
Gittiğin yol, çok
Vardığın yer, yok
Bir garip yolculuk

Yolcu yolunda gerek...

 


bilgi@hasangezer.net ve gezer.hasan@gmail.com